(Değerli öğrencimizin adını İsmail kabul edelim ve yazımızı ona göre yazalım. Yazımız seri şeklinde olacaktır)
21 Nisan'da Facebook'ta sayfamda Milli Eğitim Bakanlığında oturan kişi için gazeteci Fatih Altaylı’nın “Öğretmen canını verir, bakan makamını vermez” ve Ülkü Ocakları eski genel başkanı Azmi Karamahmutoğlu’nun “Utanmadan koltuğunda oturuyor” çıkışlarını konu alan resimli gazete haberlerini paylaşmıştım. Yaptığım paylaşımın başına:
“Çok yiğit bir bakan, millet ve Allahtan bile korkmuyor” yazmıştım. Onun altına a “Çok yetkili, çünkü Cumhurbaşkanı’nın mülakat yapılmayacak sözüne rağmen, adam kayırma mülakatlarının devamını sağladı” şeklinde bir ifade kullanmıştım.
1984-1987 yıllarında öğretmenlik ve müdür yardımcılığı yaptığım Artvin İmam-Hatip Lisesi'nde o zaman orta kısımdaki çok sevdiğim öğrencim İsmail ………..’in “Sende mi hocam ya” yorumuna karşı yazdığım mektuptur.
Ne var bende değerli öğrencim İsmail? Hayatını eğitime vermiş ve İslam’ı değerleri yüksek tutarak yaşamaya gayret eden bir insan olarak doğruya doğru, yanlışa yanlış demeyelim mi? Bu aynı zamanda Allah’ın emri değil mi? Dünya demokrasi tarihinde arka arkaya hiçbir siyasal ekip 25 yıl iktidarda kalmadı. Artvin’de görev yaptığımda o zaman oranın en iyi, en lüks oteli olan Genya Oteli’nde (Karahan daha yapılmamıştı) tek kişilik odada kalıyordum. Saklıca'da üç öğün yemek yiyor, kahvelerde arkadaşlarla oturuyordum. Her ay Trabzon’a gidiyor, üç ayda bir takım elbise alıyordum; yine de bankada paramız oluyordu. 2014’e kadar şu anda kaldığım sitede bir asgari ücretli maaşının yarısıyla kiralık ev tutarak, diğer yarısıyla zar zor da olsa geçinebiliyordu. Şu anda kiralar 40-60 bin arasında. Kaç asgari ücretli bir araya gelerek kiralayabilir ve geri kalan para ile nasıl geçinebilir, onu da sen hesapla…
İlk görevime başladığım Artvin’de, o dönemde darbe hükümeti olan askeri yönetimin Milli Eğitim Bakanı olan hem de tüm general olan Hasan Sağlam'dı. Okullara yazı yazarak biz öğretmenlerin görüşlerini soruyordu. 2002 yılına kadar öyle ya da böyle bakanlıkta öğretmenlerin değerlerini düşürecek bir şeyler olmadı. Her şey belirli bir hukuk içinde yürütülüyordu.
Değerli öğrencim İsmail, 2003 Martından sonra yani Erdoğan başbakan olunca her alanda bir "benim adamım" anlayışı tek belirleyici anlayış oldu. Devlet kadrolarının tamamına yakını Nisâ Suresi 58. Ayette: "Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitendir, görendir." emri ve uyarısını dikkate almadan milli görüş ve Fethullahçı kadrolar atandı. Bu atamalar önce vekâleten, daha sonra da asaleten yapıldı. Hatta bu atananlar arasında Fethullahçılar çok daha yetkiliydi. Bu atanan yöneticilerin masalarının üstünde Fethullahçıların tam destekçisi TARAF ve ZAMAN gazeteleri vardı. O devirde de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en önemli mensupları Fethullahçı çeteci savcı ve yargıçların kumpaslarıyla hedef alındı. Hani dönemin başbakanı ben o davaların savcısıyım demişti. TSK’nın birçok üst rütbeli güzide subayları ABD destekli Fethullah operasyonu ile zindanlara doldurulurken TSK’da büyük zafiyet oluşarak büyük güç kaybına sebep olmuştu. Türk milletini her yönüyle düşmanlara karşı koruyan güçlü ordularımızın yani TSK’nın başı uyduruk bir iddianame ile tutuklanıp bilmem kaç yıl ceza almasına izin veriliyordu. Ama çeşitli yardımlarla yükseltilerek zamanki MİT müsteşarının yargılanmasına izin verilmiyordu. Birisi Orgeneral diğeri ast subay idi. İktidar partisinin en önemli adamlarının başında gelen Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev yapan Bülent Arınç “Türk Silahlı Kuvvetleri bağırsaklarını temizliyor” demişti. Yani uyduruk davalarla yargılananları neye benzettiğini, yani bağırsak temizlemek ne demek bunu bilirsin herhâlde…
Fethullah Gülen’in TSK’yı çökertme davasından sonra MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı da tutuklama niyetiyle savcılar tarafından 7 Şubat 2012 ifadeye çağrılmasına karşı çıkan Erdoğan buna izin vermemişti. Buna rağmen 14 Haziran 2012 tarihinde, İstanbul Türk Telekom Arena Stadyumu'nda düzenlenen 10. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları'nın kapanış töreninde Erdoğan, bu törende yaptığı konuşmada; "gurbet" ve "hasret" vurguları yaparak Fethullah Gülen’i Türkiye'ye davet etmiştir. Erdoğan, stadyumdaki kalabalığa hitaben şu ifadeleri kullanmıştır: "Gurbet hasrettir. Hasret bedeli çok ağırdır. Biz, gurbette olup şu vatan topraklarının hasreti içerisinde olanları aramızda görmek istiyoruz." Konuşmasının devamında davetini daha açık bir dille şöyle sürdürmüştür: "Gurbet neyse bitmesini istiyoruz. Bu sıla hasreti artık bitmelidir, bitsin istiyoruz. Şu andaki tavrınızla aslında siz bu mesajı veriyorsunuz. 'Bitsin bu hasret' diyorsunuz. Öyleyse, bu anlamlı gecede, kadim bir medeniyetin evlatları olarak, zengin bir kültürün mirasçıları olarak, bize bu heyecanı yaşatanlara 'Kardeşim artık bitsin bu hasret' diyoruz."
17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarından tam 2 ay önce yani Hakan Fidan’ın 7 Şubat 2012 tutuklanma girişiminden tam 1 yıl, 8 ay, 18 gün sonra hala TSK’nın birçok subayını zindana dolduran Fethullah Gülen'in 21 Ekim'de ABD’de kalp ritim bozukluğu nedeniyle kısa süreliğine hastaneye yatmasının ardından, kendisine "geçmiş olsun" dileklerini ileten isimlere, daha sonra 24-25 Ekim 2013 tarihli gazetelerde yayınladığı teşekkür ilanında adı geçenlerden bazıları şunlardır:
Devletin Zirvesi:
- Abdullah Gül: Dönemin Cumhurbaşkanı
- Recep Tayyip Erdoğan: Dönemin Başbakanı
- Cemil Çiçek: Dönemin TBMM Başkanı
Hükümet Kanadı (Bakanlar ve Başbakan Yardımcıları):
- Bülent Arınç: Başbakan Yardımcısı
- Bekir Bozdağ: Başbakan Yardımcısı
- Ali Babacan: Başbakan Yardımcısı
- Beşir Atalay: Başbakan Yardımcısı
- Ahmet Davutoğlu: Dışişleri Bakanı
- Egemen Bağış: Avrupa Birliği Bakanı
- Hayati Yazıcı: Gümrük ve Ticaret Bakanı
- Mehmet Şimşek: Maliye Bakanı
- Taner Yıldız: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı
- Suat Kılıç: Gençlik ve Spor Bakanı
- Fatma Şahin: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı
- Binali Yıldırım: Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı
- Ömer Çelik: Kültür ve Turizm Bakanı
- Mehmet Müezzinoğlu: Sağlık Bakanı
Muhalefet ve Yerel Yönetimler:
- Kemal Kılıçdaroğlu: CHP Genel Başkanı (Mesajı ilanla teşekkür edilerek duyurulmuştur)
- Hüseyin Çelik: AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü
- Süleyman Soylu: AK Parti Genel Başkan Yardımcısı
- Mustafa Sarıgül: Dönemin Şişli Belediye Başkanı
- Kadir Topbaş: Dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı
- Melih Gökçek: Dönemin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı
Diğer Siyasi Figürler:
- Numan Kurtulmuş: Dönemin AK Parti Genel Başkan Yardımcısı
- Süleyman Soylu: Dönemin AK Parti Genel Başkan Yardımcısı
- Mevlüt Çavuşoğlu: Dönemin AK Parti Genel Başkan Yardımcısı
- Müjdat Kuşku: Eski Milletvekili
Daha nice AK Parti üst yönetim görevlileri ve birçok belediye başkanı. Sıradan insanlara ve herkese Fethullah Gülen’i AKP’lilerin tamamı gönül insanı, dine hizmet eden mükemmel insan olarak millete övdüler. Millet de iktidara, İslam’ı referans aldığını söyleyen partiye güvendi; onlar da Gülen’i övdü, onların tavsiye ettiği sivil toplum kuruluşlarına katıldılar. Oralara gidin, bunlar iyi insanlardır, namaz kılanlardan ülkeye zarar gelmez diyen iktidar, öyle ya da böyle Gülen’e yolladıkları bütün devlet memurlarını memurluktan attılar ve birçoğunu da cezaevlerine doldurdular. Ama yukarıda adını yazdığım ve yazamadığım birçok iktidar mensubu insana hiçbir şey olmadığı gibi terfi de ettiler. Fethullah Gülen’in evini ziyaretgaha çevirenler bile devletteki görevlerini muhafaza ettiler. Yani sıradan vatandaşın aldanmaya hakkı yok ama devletin bütün imkânlarına sahip olan, ülkeyi idare edenler aldanmaya ve kandırılmaya hakkı var sonucu çıkmaz mı İsmail?
(Devam edecektir)











