Mehmet ARSLAN Eğitim Yönetimi Ve Planlama uzmanı

Mehmet ARSLAN Eğitim Yönetimi Ve Planlama uzmanı

edip.halide@gmail.com

Zafer Bayramı ve Milli Mücadele

31 Ağustos 2020 - 05:04

 


 

Bu iktidar zamanında  milli bayramlarımıza ve milli mücadeleye bu zamana kadar hiç bir hükümetin bakmadığı ilgisiz ve kıymetsiz gözle bakıyor. Anlaşılan odurki esas ilgisizlik Atatürkün içinde bulunduğu her şey...Hatta Mustafa Kemali yok gibi kabul ederek katıldığı savaş ve diğer başarılı işler doğru değilmiş gibi davranıyor. Bunun dozu kaçınca da bazen takiyye yaparak ayarlamaya çalışıyor. Yani onlara göre Mustafa Kemal'in varlığı ve yokluğu arasında bir fark yok onun için anmıyorlar.

 

Muhalefet ise bütün bayramlar ve milli mücadelede Mustafa Kemalin yanında hiç kimse bulunmamış gibi bahsediyor. Kimseden destek ve yardım almadan her şeyi sadace o yapmış  gibi ifade  ediyor. Bunlar da Mustafa Kemal Atatürk'ün yanında kimseyi anmıyorlar. Nerdeyse düşmana kurşun sıkan askerlerin bile varlığını göremeyecek duruma geldiler...

 

Bu iki bakış açısı da sakat, ve vefasızcadır. Aynı zamanda iyi bir vatandaşlık yapısı da değildir. onun için diyoruz ki Gazi Mustafa Kemal Atatürk bütün savaşlarını ve yaptığı işleri ekibi, arkadaşları, astları, bütün Türk Milletinin desteği ile başarmıştır. O da bunu bir çok kere vecizeleriyle ifade etmiştir. Artık gerek iktidar gerekse muhalefet, milli bayramlarımızda ve anma günlerimizde Atatürk ve silah arkadaşları birlikte ve saygı ve minnetle anılmalıdır. 

 

Türk insanı Yemen Savası, Balkanlardaki isyanlar,Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşı, 1. Cihan Savaşlarının bütün cephelerinde kahramanca savaşmasına rağmen bağlı bulunduğu müttefiklerin yenilmesiyle kendi devletimiz de yenik sayılarak 30 Ekim 1981 de Limni Adasısın Mondros Limanında Agamennon zırhlısında İngilizlerle  yapılan ateşkesle savaştan çekilmişti...

 

Galip devletler Mısır, Sina, Filistin, Yemen, Arabistan, Basra, bütün Irak ve Suriyedeki toprakları işgal ve kontrolleri altına almıştı.

 

30 Ekim Mondros Mütarekesinin suistimale açaık iki maddesi vardı: 

7. Madde Sınırlar içerisinde İtilaf Devletleri’nin güvenliğini tehdit edecek bur durum söz konusu olduğunda, İtilaf Devletleri istedikleri herhangi bir stratejik noktayı işgal edebileceklerdir.Yani belirli bir kıstası olmayan güvenliği tehlikede göreme durumu İtilaf Devletlerinin keyiflerine göre bir tespit olarak kalıyordu.

 

24. Vilayet-i Sitte adı verilen altı Ermenilere ait olduğunu iddia ettikleri bölgelelerde  (Erzurum, Van, Sivas, Bitlis, Elazığ, Diyarbakır) herhangi bir karışıklık çıkması durumunda İtilaf Devletleri bu bölgeleri işgal edebilecek. Yani Ermenistan devleti kurulmasına zemin hazırlanıyordu.

 

İtilaf Devletleri Türklerin 30 Ekim itibarıyle Türklerin elinde bulunan toprakları Türklere bırakmayı bu mütarekeye göre kabul ettiklerini açıklamalarına rağmen İngilizler Musul, Kerkük ve kuzey ıraktaki petrol bölgelerinde ileri harekata devam ettiler.  Yani İngilizler imzaladıkları bu mütarekeye uymayacaklarının ip uçlarını vermişlerlerdi...

 

Bu mütareke Osmanlı Türk Devletinin yıkımından sonra kurulan Türkiye'nin çerçevesini çizen ilk uluslararası belge olarak önem taşır. İngiltere dünya kamuoyuna 30 Ekim itibarıyla ellerinde olan toprakları kendi emirleri altında olacak Türk Devletine bıraktıklarını bildirmiş gibi olmuştu. Fakat itilaf devletleri kendi aralarına Yunanistanı da alarak Mütarekede bize bıraktıkları yerleri yine mütarekenin 7. ve 24 maddelerini kullanarak işgal etmişlerdi.

 

İttihat ve Terakki yöneticileri savaşın kaybedilmek üzere olunduğunu fark edince teşkilatı Mahsusa ve yine İttihatçılarla bazı silahları kurtuluş için kullanmak üzere bazı  emin yerlerde  toplamıştı. Yine Türk Ocakları vasıtasıyla bir direniş hareketi oluşmasının alt yapısını hazırlamaya çalışmıştı. Bu sebeple Milli Mücadele esnasında İtihatçılar bulundukları her yerde milli mücadeleye fiili olarak aktif destek vererek öncelikle milli derneklerin kuruluşunda ilk görev almışlardı.

 

Anadolu ve  Rumeli Müdafai Hukuk Cemiyeti adına Sivas Kongresinde temsil etme yetkisi verilen ve Mustafa Kemalin Başkanlığını yürüttüğü Heyeti Temsiliye son Osmanlı Mcelisi Mebusanın toplanmasını sağlamıştı. Yine Heyeti Temsiliyenin seçtirdiği mebuslar Mustafa Kemal ve Heyeti Temsiliyenin direktifi olarak Türk Kurtuluş Savaşı'nın siyasi manifestosu olan Mîsâk-ı Millî Beyannamesinin birinci maddesi, "30 Ekim 1918 tarihli anlaşmanın çizdiği hudutlar dahilinde, dinen, ırkan ve emelen müttehit [birleşik] Osmanlı İslam ekseriyetiyle meskûn bulunan aksamın tamamı, fiilen ve hükmen gayrı kabil-i tecezzi bir küldür [bölünmez bir bütündür]." demek suretiyle, Millî Mücadele'nin hedefi olan ulusal varlığı Mondros Mütarekenamesine gönderme yaparak tanımlar.

 

Bu durum bütün dünyaya sizin bizim topraklarımız olarak kabul ettiniz yerlerde hür, bağımsız ve insana yakışır şekilde yaşamak istiyoruz diyerek bu haklı davamızda  bütün dünya yöneticilerinin, dünya  kamuoyunun, bilhassa ABD Başkanı Vilson ve ABD halkının dikkatini çekmek istenmişti. 

 

Mısaki Millinin ilanına İngilizlerin tepkisi çok sert oldu. Anadoluda başlayan Milli Mücadele hareketine destek verildikleri için İstanbuldaki mebusları,Önemli İttihatçıları, yüksek rütbeli subayları, eski hükümette görev olmış yöneticileri, yazarları, gazetecileri, aydınları ve fikir adamlarını tutuklarak Maltaya sürdüler.

 

1919 yılında Türkiye işgal edilirken Anadolu'da bağımsız olan iki kolordudan biri Ankara'da Ali Fuat Paşa komutasında, diğeri ise Erzurum'da Kâzım Karabekir komutasındaydı. Ali Fuat Paşa'nın emriyle 20. Kolordu birlikleri İzmit ve Adapazarı üzerinden Bilecik ve Eskişehir istikametine ilerleyen İngiliz kuvvetlerine Geyve yakınlarında, hâlen adı Alifuatpaşa, Geyve istasyonu olan mevkide ateş açarak onları durdurup geri püskürttü ve Türk Kurtuluş Savaşı'nı fiilen başlatan ilk komutan oldu. 

 

Ardahanda Halit Paşa kongreler toplayarak vatanın kurtuluşu için çareler aramaya başlamış, Kazım Karabekir ve Ali Fuat Cebesoy emirlerinde olan kolorduları terhis etmemiş ve silahlarını vermemişti. Yarbay Ali Çetinkaya, Miralay Kazım Özalp, Tümen Komutanı Ali Şükrü Bey, Demirci Mehmet Efe, Yürük Ali Efe, Çerkez Ethem,Direniş devam ederken Kuva-yi Milliye hareketini bir çatı altında toplayabilmek ve düşman ilerleyişine karşı alınabilecek tedbirlerin görüşülmesi için Batı Anadolu’daki il ve ilçelerin katıldığı ve 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa nezaretinde önce Balıkesir ve ardından Alaşehir Kongreleri düzenlenerek bir strateji oluşturulmaya çalışılmıştır.

İşgal edilen her yerde hürriyet ve namusuna önem veren herkes silaha sarılarak düşmanlara bu vatanı cesetlerimizi çiğnemeden alamazsınız diyen binlerce vatan sefer ortaya çıkarak milis güçleri oluşturmuştur. Fransızlara Dörtyolda, Yunanlılara İzmirde  kurşun sıkılmış, Maraş, Antep, Urfa, Adana, Mersin'de büyük mücadeleler verilerek düşmanler kovulmuştur.

 

1. Dünya savaşında Doğu Anadolumuzu savunan ordu olan 3. ordu Mondros Mütarekesinden sonra İngilizlerin dikkatinden kaçırmak için statüsü kolorduya düşürülerek komutanlığına da  çok ısrar etmesi üzerine Kazım Karabekir getirilmişti. Karabekir de orduyu terhis etmemiş ve hileli silah teslimi yaparak düşmanı aldatmıştır. Kazım Karabekir hem ermenileri, hemde Gürcüleri yenerek barış antlaşması yapılmasını sağlamış.  Aynı zamanda da Hem Antep, Maraş ve Urfa savunmalarını kendisine bağlı bölge oldğu için başarılı bir şekilde yönetmiştir.

 

Mustafa Kemal Samsuna çıktıktan sonra Amasyada yayınladığı  "Vatanın bütünlüğü tehlikededir. Vatanın bütünlüğünü yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır" dediği  TAMİMde  imzası olan komutanlar, Mustafa Kemal, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Kazım Karabekir, Refet Bele ve Mersinli Cemal Paşa olarak bilinmektedir. Anadoluda o ana kadar olanlanlara nazaran  ilk büyük ve daha güçlü bir güç ortaya çıkmıştı...

 

Trabzon ve Erzurum Şehirleri milli mücadele derneklerinin öncülüğünde Erzurum Kongesinde:

 " Milli sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür; parçalanamaz.Manda ve himaye kabul edilemez.Milli Meclisin derhal toplanmasını ve hükümet işlerinin Meclis tarafından kontrol edilmesini sağlamak için çalışılacaktır." gibi bir çok önemli kararlan alınmıştır.

 

Daha sonra Amasya Tamimi gereği Sivas Kongresi yapıldı. Erzurum kongresinde alınan karalara ilaveten 

Aynı gaye ile milli vicdandan doğan cemiyetler, "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı altında genel bir teşkilat olarak birleştirilmiştir.8. Genel teşkilatı idare ve alınan kararları yürütmek için kongre tarafından Temsil Heyeti seçilmiştir. 

 

Sivas Kongresinde ise  Temsil Heyeti’ni, Erzurum Kongresi'nde seçilmiş olanlar, Heyet-i Temsiliye tarafından seçilmiş olanlar ve Sivas Kongresi'nde seçilenler oluşturuyordu. Temsil Heyeti 16 kişiden oluşmaktaydı. Oluşturulan yeni Temsil Heyeti’nin başına Mustafa Kemal getirildi.  

 

Sivas Kongresinin sonrası kongreler dönemi kapandı ve Misak-ı Milli esasları belirlendi. Heyet-i Temsiliye bütün vatanı temsil eder hale gelelerek milli birlik ve beraberlik büyük l arasında kumanda bir­liği sağlandı. Bütün yurtta, Maraşta, Antepte ve Urfada düşmanla mücadeleler desteklendi...

 

23 Nisan 1920 de BMM meclisi açılarak Mustafa Kemal Meclis Başkanı seçildi. Bütün yurtta vatanı kurtarmak için artık bir silahlı gücün oluşmasını sağlamak ve vatandaşların güvenini kazanmak için ülkenin yönetim kararları yine milletin temsilcileri vasıtasıyla BMM alınmaya başlandı. 

 

Yunanlıların Anadolu içlerine doğru ilerlememi için İngilizlerin Milne Tattı olarak seçtikleri çizgi Mustafa Kemal'in yönettiği BMM meclisi tarafından Türkün İdam fermanı olan Sevr Anatlaşmasını kabul etmemesi üzerine zorla kabul ettirmek için Yunanlıların Anadolu içlerine doğru ilerlemesine izin verdi.

 

Mustafa Kemal ve Meclis hükümeti emperyalizm düşmanı olan Rusyadan emperyalizme karşı savaşmak için destek istemesine rağmen Rusya Ermenilere doğudaki illeri verilmesini talep edince BMM meclisi bunu şiddetle reddetti. Rusya da yeni kurulan hükümeti tanımasına rağmen destek vermedi. Buna rağmen yeni kurulmaya çalışılan Türk ordusu İnönü Savaşlarında düşmanın ilerlemesine izin vermedi. Bunun üzerine Rusya çok küçük miktarda yardım yaptı. Bu başarılar üzerine Batılılar  Sevr de hafif değişiklik yaparak antlaşma teklif edince yine BMM tarafından reddedildi.

 

Kazanılan bu iki savaş millette güven hissi uyandırdı ve asker kaçakları durdu ve eskere destek arttı. Güçlenen ordu Aslıhanlar ve Dumlupınarda Yunan Ordusuna saldırarak o bölgeden atmak istemesine rağmen yenildi. Akabinde Kütahya ve Eskişehir Savaşları da kaybedildi. Ordunun bu dizi yenilgileri sebebiyle asker kaçakları artı. 30,809 kişi tüfekleriyle birlikte kaçmıştır. Durumu yerinde görmek için gelen Fevzi Paşa ve Mustafa Kemal Paşa bizzat idareyi ele alarak ordunun imha edilmesini önlemek için Sakaryanın doğusuna çekmiştir. BMM İsmet Paşayı 3 Ağustosta Genelkurmay Başkanlığından azlederek bu görevi aynı zamanda Milli savunma Bakanı olan Fevzi Paşaya vermiş ve Mustafa Kemal Paşayı da Türk Ordusu Başkomutanlığına atamıştır.

 

22 Ağustos 1921 de  Sakarya Meydan Muharebesi başlamıştı. Bu kanlı savaş  tam 22 gün ve 22 gece sürmüştür.Yunan ordusunun şiddetli saldırısı karşısında ordumuzda bazı yerlerde gerileme olunca İsmet Paşa geri çekilmeyi teklif edince Fevzi Paşa kesinlikle reddederek Yunan Ordusunun taarruz gücünü kırmak için inadına savunma yapılmasını bu savunma sonucunda Yunan Ordusunun çözüleceğini söyleyerek karşı çıkmış ve dediği gibi şiddetli savunma karşısında Yunan Ordusu çok kayıp verdiği için kendileri savunmaya çekilince Türk Ordusunun şiddetli saldırısı karşısında tutunamayarak Sakarya Nehrinin batısına çekilmiştir. Bu savaşta asker kaçağı sayımız 40 bine yaklaşmıştır. Türk Ordusu kaçan askerlere cesaret vermek ve çözülmeyi önlemek için öne atılan subayların çoğu şehit olmuştur. Onun için bu savaşa Subay savaşı da denir.

 

Kazanılan bu zafer sonrası Kafkas Devletleri Türkiye ile antlaşmalar yaptılar. Rusya Türkiye ile daha çok yardım etmeye başladı. Ukrayna ile antlaşma yapıldı. İngiltere ile esir değişimi yapıldı.

 

Fransa ile savaşa son verilerek Ankara Antlaşması yapılarak siyasi desteği sağlandı. italya işgal ettiği bölgelerden çekilmişti. İngilterenin Yunanistana güveni sarsıldı ve bundan sonra yardım yapmayacağını söyleyerek Türkiye ile antlaşmasını istedi. Hepsinden önemlisi ise Türk Milletinin zafere inancı artık çok daha fazla güçlenmişti.

 

Türk ordusu yenilen Yunan Ordusunu takip edip yok edebilecek kadar gücü yoktu. Kaçak asker sayısı  çoktu ve hemde tüfekleriyle birlikte kaçtıkları için tüfek ihtiyacı hat safhada idi. Bunun da ötesinde taarruz ve yok etme için çok daha güçlü silah,daha kuvvetli ve ikmal edilmiş ordu şarrttı.

 

Bütün hazırlıklar yapılarak ordumuzunda moral gücü yüksek tutularak dünyanın en iyi başkumandan ve kurmaylarının yönettiği büyük taarruz 26 Ağostda baskın saldırı şeklinde başladı. Bir iki yer hariç bilirlenen hedeflere varıldı. Daha sonraki günlerde taarruzlar şiddetlenerek devam etti ve bozulan düşmanın yeni cephe oluşturmak için toparlnmasına izin verilmedi. Nihayet Mustafa Kemal 30 Ağustosta Dumlıpınara gelmiş ve Çalköyde  piyadelerimiz tarafından sarılmış düşman bizzat Mustafa Kemalin bizzat idare ettiği savaş sonunda 5 gündür devam eden şiddetli  savaş  her iki düşman kolordusu komutanları  ve birkaç bin kişi maiyetiyle esir olmaları ile zaferle sonuçlanmıştı.

 

Garp  Cephesi Komutanı İsmet Paşa bu büyük zaferi sağlayan Mustafa Kemal'in şahsına maletmek için orduya yayınladığı genel emirde "Bu büyük savaşa Başkumadandan Meydan Muharebesi" ismi verilmiş olduğunu bildirmiştir.

 

Mustafa Kemal kaçan Yunan ordularını takibini emrederek "Ordular ilk hedefiniz Akadenizdir ileri" emrini vermiştir. İzmir 9 Eylülde kurtuldu. 18 Eylülde ise Batı Anadolu Yunan İşgalinden kurtarılmıştı...

 

9 Eylül 1922 tarihli New York Times gazetesi Yunan ordusunun kayıplarının ve Türk ordusunun ele geçirdiklerinin 910 savaş topu, 1.200 kamyon, 200 otomobil, 11 uçak, 5.000 Makineli tüfek, 40.000 tüfek ve 400 vagonluk cephane olduğunu yazdı. Ayrıca 20.000 Yunan askerinin de esir düştüğünü belirtti. Devamında Yunan ordusunun savaşın başında 200.000 kişiden oluştuğunu ve şu anda yarısından fazlasını kaybettiğini ve Türk süvarilerinden dağınık halde kaçan Yunan asker sayısının ancak 50.000'i bulabildiğini yazdı.

 

Büyük Taarruzun başlangıcından beri ele geçirilen ve Türk ordusunun ihtiyaç fazlası olan 8.371 at, 8.430 öküz ve manda, 8.711 eşek, 14.340 koyun ve 440 deve halka dağıtıldı. Büyük Taarruz'da Yunan ordusundan esir düşen asker sayısı 20.826 idi. Bunlardan 23 inşaat taburu kuruldu ve kendilerinin yıktıkları, karayolu ve demiryollarının tamirinde çalıştırıldılar.

 

Büyük Taarruz boyunca Türk Ordusunun muharip zayiatı, 26 Ağustos taarruzun başlangıç gününden 9 Eylül İzmir'in kurtuluşuna kadar 2.318 ölü, 9.360 yaralı, 1.697 kayıp ve 101 esir idi.18 Eylül'e kadar, yani son Yunan askerlerinin Erdek'den çekilip Batı Anadolu'daki Yunan işgalinin sona ermesiyle, 24 gün boyunca toplam 2.543 ölü (146 subay ve 2.397 er) ve 9.855 yaralı (378 subay ve 9.477 er) verilmiştir.

 

Milli Mücadeye katılan tümen ve daha üst komutanların isimlerini herkesin bilmesi bir vefa gereği ve milli bir  görevdir

 

MİLLİ MÜCADELE KOMUTANLARI

 

Mustafa Kemal ATATÜRK 1881 - 1938

Abdurrahman Nafiz Gürman 1882 - 1966

Abdüllâtif Nacî Eldeniz 1875-1948

Ahmet Derviş 1886-1932

Ahmet Fuat Bulca 1881 - 1962

Ahmet Naci Tınaz 1882 - 1964

Ahmet Nuri Öztekin 1876-1951

Ahmet Zeki Soydemir 1883 - 1954

Akif Erdemgil 1876 - 1962

Alaattin Koval 1882 - 1930

Ali Fuat Cebesoy 1882 - 1968

Ali Hikmet Ayerdem 1876 - 1939

Ali İhsan Sabis 1882 - 1957

Ali Sait Akbaytugan 1872 - 1950

Ali Sami Sabit Karaman 1877 - 1957

Asım Gündüz 1880 - 1970

Aşir Atlı 1881 - 1957

Bekir Sami Günsav 1879 - 1934

Cafer Tayyar Eğilmez 1878 - 1958

Cavit 1884 - 1933

Cemil Cahit Toydemir 1883 - 1956

Cemil Conk 1873 - 1931

Cevat Çobanlı 1870 - 1938

Ethem Necdet (Çallı) Karabudak 1882-1948

Ethem Servet Boral 1876 - 1956

Fahrettin Altay 1880 - 1974

Hacı Mehmet Arif Örgüç 1876 - 1940

Halil İbrahim Çolak 1881 - 1944

Halit Akmansu 1884-1953

Halit Karsıalan 1883 - 1925

Hasan Mümtaz Çeçen 1876 - 1941

Hüseyin Hüsnü Emir Erkilet 1883 - 1958

Hüseyin Nurettin Özsu 1879 - 1937

İbrahim Refet Bele 1881 - 1963

İsmail Hakkı 1883 - 1923

İzzetin Çalışlar 1882-1951

Kâzım Fikri Özalp 1882 - 1968

Kâzım İnanç 1880 - 1938

Kâzım Orbay 1887 - 1964

Kâzım Sevüktekin 1877 - 1949

Kemalettin Sami 1884-1934

Mahmut Nedim (Hendek) 1880 - 1920

Mehmet Ali 1874- ?

Mehmet Arif 1883 -1926

Mehmet Atıf Ateşdağlı 1876 - 1947

Mehmet Emin Çolakoğlu 1878 - 1939

Mehmet Emin Koral 1881 - 1959

Mehmet Emin Yazgan 1876 - 1961

Mehmet Hayri 1879 - 1928

Mehmet Hayri Tarhan 1880 - 1934

Mehmet Hulusi Conk 1881 - 1950

Mehmet Kâzım Dirik 1881 - 1941

Mehmet Kenan Dalbaşar 1888-1935

Mehmet Muhittin Kurtiş 1876 - 1951

Mehmet Nazım Yücel 1886 - 1921

Mehmet Nurettin (Sakallı) 1873 - 1932

Mehmet Nuri Conker 1882 - 1937

Mehmet Rüştü Sakarya 1877 - 1951

Mehmet Sabit Noyan 1887-1967

Mehmet Sabri Erçetin 1876 - 1956

Mehmet Salih Omurtak 1889-1954

Mehmet Selahattin Adil 1883 - 1961

Mehmet Sıtkı Üke 1877 - 1941

Mehmet Suphi Kula 1881 - 1948

Mehmet Şefik Aker 1877 - 1964

Mehmet Vehbi Kıpçak 1875 - 1946

Muhittin Akyüz 1870 - 1940

Musa Kâzım Karabekir 1882 - 1948

Mustafa Fevzi Çakmak 1876 - 1950

Mustafa İsmet İnönü 1884 - 1973

Mustafa Muğlalı 1882 - 1951

Mustafa Münip Uzsoy 1878 - 1950

Mürsel Bakü 1881 - 1945

Nazif Kayacık 1872-1951

Nazmi Solok 1876 - 1956

Nihat Anılmış 1878 - 1954

Osman Nuri Koptagel 1874 - 1942

Osman Zati Korol 1880-1946

Ömer Halis Bıyıktay 1883-1935

Ömer Lütfü Argeşo 1879 - 1942

Reşat Çiğiltepe 1879 - 1922

Rüştü 1872 - 1926

Sadullah Güney 1883 - ?

Süleyman Sabri 1873 - 1941

Şefik Avni Özüdoğru 1884 - 1960

Şerif Yaçağaz 1876 - 1938

Şevket Seyfi Düzgören 1880-1948

Şükrü Naili Gökberk 1876 - 1936

Veysel Özgür 1877 - 1931

Yakup Şevki Subaşı 1876 - 1939

Yusuf İzzet Met 1876 - 1922

 

Yukarıda adını yazdıklarımız tümen ve daha üst komutanlarımızın haricinde tümen daha alt birliklerde görev yapan subah, yedek subay, astsubaylarımızı, çavuş, onbaşı ve erlerimize, kuvayı milliye mensuplarına, milis kuvvetler erbablarına, milli mücadeleye destek vermiş her kişiye  minnet ve şükranlarımı sunarken,  rabbim rahmet etlesin ve mekanı cennet olsun diyorum.