‘Kapıların ardındaki hayat, eşiklerde aldığımız nefesle başlar.’
Hayat, kapılar ardındaki seslerin öncesi ve sonrasını saklayan eşiklerin sessizliğinde akıp gider. Önemli olan ne kadar kapı araladığınız değil, o eşikte aldığınız nefesin size neler öğrettiğidir.
Eşikler, bitiş ve başlangıcın birbirine en çok benzediği yerlerdir. Sevdiğin bir insana, bir gün önce çorba içirirken gözlerindeki huzurla ısınırsın; ertesi gün ölmeden önceki son bakışı yüreğini yakar. Bir işten çıkarıldığın gecenin uykusuzluğuyla, yeni bir işe başlamadan önceki sabahın telaşı aynı göğsü sıkıştırır. Taşınmadan evvel boşalmış bir evin sessizliğiyle, yeni eve atılan ilk adımın ürkek heyecanı aynı duyguda buluşur. Bu anlarda ne tam gitmişsindir ne de tam kalmışsındır. Zaman ağırlaşır, saniyeler esner; insan kendi içinde iki kıta arasında asılı duran bir köprüye dönüşür. Köprünün bir ayağı geçmişin hatıralarında, diğeri geleceğin davetinde durur.
Belki de bu yüzden eşikler, insanı en çok büyüten anlardır. Çünkü karar orada verilir; kalmanın konforu mu, gitmenin belirsizliğini mi seçeceğine orada hükmedersin.
Eşikler yalnızca bireysel değil, toplumsal hafızada da önemli bir yer tutar. Anadolu’da yeni bir eve girerken kapının eşiğine su dökülür; çünkü bilinir ki her eşik bir yolculuğun habercisidir. Düğünlerde gelin evden çıkarken eşikte uğurlanır, askere giden genç kapıda vedalaşır. Hatta kimi kültürlerde eşikten atlamak bir geçiş yolculuğu sayılır. İnanca göre, her eşiğin koruyucu bir ruhu vardır ve bu ruh kapının girişinde bekler. Bu yüzden eşikte oturmak ya da konuşmak hoş karşılanmaz; çünkü ruhun huzuru bozulur. Eşiğin baht ve talihle ilgisi olduğuna inanılır. Çünkü eşik, iki farklı âlemi simgeleyen esrarengiz bir sınırdır. Geleneksel inançlara göre evin eşiğine varıldığında görünmeyen eşik iyesine selam vermek gerekir. İnsanlar binlerce yıldır eşiklere yalnızca taş ya da tahta gözüyle bakmamış, onları birer ruh sınırı, birer dönüm noktası saymıştır.
Modern yaşamda da bu kadim alışkanlık farkında olmadan sürer. İş görüşmesine çağrıldığımız o kısa bekleyişte, sevdiğimize ilk “Merhaba”yı söylemeden hemen önce, bir ayrılığı kabullenip telefonu kapattığımız o anda… Hep bir eşikteyizdir. Hayatın büyük bir kısmı kapılardan geçmekten çok, onların önünde durmayı öğrenmekle geçer.
Belki de önemli olan, adımı atmadan önce derin bir nefes alabilmektir. Çünkü kim bilir, o eşiklerde öğrendiğin şey, kapının ardındakilerden çok daha değerlidir. Kalmak ile gitmek, başlamak ile bitirmek arasında alınan o tek nefes, insana sabrı, cesareti ve kabullenişi öğretir.
Ve ben biliyorum ki, her eşik, kapısından geçtiğimiz yerlerden çok, içimizde açtığı kapıyla hatırlanır. Çünkü gerçek yolculuk, kapının ardında değil; hayatı saklayan eşiklerde durduğumuz o sessiz andadır.











