KALAFAT’ın “Mitostrateji-3” isimli kitabında yer alan “Efsaneden Mitolojiye Ağrı ve Çevresinde Türk Halk İnançları” başlıklı bildirisine devam edelim.
“Yabani geyikleri sağarak sütünden öksüz bebekleri beslediğine inanılan geyik efsaneleri Anadolu’da oldukça yaygındır…
Halk kültüründe geyik etrafında oluşmuş inançların yeterince incelenmediği, geyik-mit ve geyik- tasavvuf boyutunun bir arada ele alınmadığı, batı Türklüğünde efsanelerde yaşamakta olan geyik motifinin Altaylardaki kök hücrelerinin yeterince ilişkilendirilmediği kanaatindeyiz. Biz Anadolu’dan yapılmış efsane tespitlerini çoğaltarak Altaylar bağlantısını kurmayı düşünüyoruz. (s.84)
Bereket Geyikleri Efsanesi: …Çift zamanı uygunsuz ilişki kurup çiftin çubuğun başına tekrar geçmek, bereket inancı, kut anlayışı ile uyumlaştırılması mümkün olan haller değildir. Haram olarak bilinirler. Haram, Hakk’ın men ettiği bir fiildir. Haram ile kutu bir arada düşünmek kut anlayışına aykırıdır. Kutu veren de alan da kutu elinde tutan da Tanrı’dır.” (s.85)
Geyik Koşan Dede Efsanesinden geçen hafta bahsetmiştik.
Geyikçeli Camii Efsanesi: Eski Türk İnanç Sistemi’nde Yer-Su inancında Ötügen’in kutsal yerleri sahiplidir ve korunma altındadır. Sahipleri, düşman tarafından işgalciler tarafından zapt edilmesine, çiğnenmesine izin vermez savaşırlar.
Kutsal yerlerin, buralara kutsiyet veren kimseler tarafından sahiplenildiği, onların korunması altında olduğu inancı İslâm halk inançlarında ve bilhassa Alevi-Bektaşi inançlı İslâm kesimde farklı şekilde ve daha barizdir. Bu kesimin halk inançlarını Eski Türk halk inançları ile ilişkilendirmek daha kolaydır. Mesela kutsal mezarların bulunduğu tepeler de kutsaldır. Buralardaki her şeyin sahibi vardır. Sahipli olarak bilinirler. Bunlar icazetsiz alınamazlar. Buralarda yabani hayvan da su ürünleri de avlanmaz. (s.87)
Şeyh Abdullah Efsanesi-I-II: Halk kültürümüzde geyikle ünsiyet kuran kimselere dair anlatılar çoktur…
Geyiğin Türk halk inançlarında izaha muhtaç birkaç boyutu vardır. Uno Harva, Şamanizm-geyik bağlantılı açıklamalarında bazı gerçeklerin perdesini aralamaktadır. ‘Ruslaşmış olan Çolim ve Baraba Tatarları, Altay Tatarları ile aynı dil ailesine mensupturlar. Karakas ve Sovyetlerin hayat tarzları Kuzey Sibirya halklarını andırır. Bunlar ren geyiğini yük taşıma ve çekme maksadıyla değil, binek hayvanı olarak kullanırlar’ demektedir.
Anadolu’daki geyikle ilgili anlatılarda, geyiğe binilip savaşa gidilebilmekte, cami için geyiğe kereste taşıttırılabilmekte ve ayrıca çifte geyik koşulabilmektedir. Anadolu’nun Kars’taki Celal Baba’da olduğu gibi alp-eren dönemi ulu zatlarının birçoğunun türbesinde geyik boynuzu vardır. Durum Türkmenistan için de farklı değildir.
…Türk boylarının ren geyiğini binek hayvanı olarak kullanmalarındaki ilham kaynağı hiç şüphesiz bozkır kültüründe binek hayvanı olarak kullanılan ata dayanır. (s.88-89)
Yakutlar, kurdukları bir tuzağa düşen geyiği gördüklerinde; ‘bak, kara ormanın efendisi bize av sundu’ diye bağırırlar. Kuzey Yakutların köyün yakınındaki nehre su içmeye inen yaban ren geyiği sürüsü, orada olduğu müddetçe hamile kadınlar köyde bir çadırda bekleyip dışarıya çıkmamakta ve geyiklerin olduğu tarafta iken, nehirdeki bir tekne içinde oturmaları da yasaktır. Çünkü onların varlıkları, geyikleri korkutup o bölgeyi terk etmesine sebep olabilir, inancı vardır.
U. Harva; ‘Ayı, geyik gibi önemli bir av yakalandığında, sadece hamile olanların değil, bütün kadınların etraftan uzaklaştırılmasının nedenini açıklamak güçtür.’ derken, ilişkilendirme kuramadıkları husus bize göre, insanların kırklı olabilmeleri gibi hayvanlar da kırklı olabilmekte ve insanlardan kırklı anne ve kırklı bebeklerin kırkları karışabildiği gibi insanların kırkı, hayvanların ve bitkilerin de kırkı ile karışabilmektedir. Karışan kırklarda hayvan mı insanı basıyordu, tersi mi oluyordu, bunu pek bilemiyoruz. İnsanlar arasında erkek çocuk, kız çocuğu ve hem cins olanlardan büyük olan küçüğü basar, inancı vardır.
Ayrıca Batı Türklüğü halk inanışlarında, özel dönemlerinde olan kadınlara bazı yasaklar getirilmiştir… (s.89-90)
…Yakutların, yeni yüzülmüş ve işlenmemiş ayı, geyik, tilki, kunduz ve kakım postlarını satmaktan kaçındıkları anlatılır. Böyle yapmalarındaki sebep, postları alacak kimsenin kurallara uymamaları halinde avlarının iyi gitmeyeceği inancıdır.
…Anadolu’da kırkı çıkmamış ve buluğ çağına gelmemiş çocukların üzerinden geçilmez. ‘Basık olur, gelişemez denir’ ve ters tarafa tekrar geçilmesi istenir. (YY: Çocukluğumda bu ifadelerle uyarıldığımı hatırlıyorum.) Keza cenazenin üzerinden insan geçemeyeceği gibi, kedi gibi hayvanların da geçmesi istenmez, ‘iyi değil’ denir. Ölü basılmış olunur.
Anadolu kültür coğrafyasında keçi, daha ziyade boynuzu bina nazarlığı olarak kullanılan bir hayvan olarak bilinir. Bazı kesimlerde en fazla adağı yapılan hayvandır. Kaya resimlerinde sık görülen hayvanlardandır. Mezarlık yakınından gece yalnız geçen ve dondan dona giren üç harflilerden bilinen bir varlık, çok kere keçi veya oğlak olarak görülür.
Mağara ağzının kapanarak koruyuculuk üstlenmesi motifi de bir noktada Ergenekon’un işlevi ile örtüşmektedir. (s.91)
Güvercin, Türk kültürlü halkların halk inanmalarında barışın simgesi, şehitlerin sembolü olarak bilinir. Etinin yenilmesi, avlanması pek uygun görülmez. Hz. Muhammed’in takip edilmesi esnasında mağaranın kapısına yumurta yaparak içeride insan olmadığı intibaını bırakmak suretiyle takipçileri atlattığına inanılır… Hacı Bektaş Veli örneğinde olduğu gibi donuna girilen hayvanlardandır.
Küp Gölü Efsanesi de Ağrı’ya aittir.
Türk kültürlü halkların halk inançlarında kuşlar 12 hayvanlı Türk Takvimini, sungur, doğan gibi ongun olduğu bilinen kuşları hatıra getirir. Anadolu’da Kuzeydoğu Anadolu halk inanmalarında kuş yenkmesi muhtemelen kuş basması ile ilgili inançları düşündürür. Ayrıca bazı kuşlara yüklenmiş özel mesajlar vardır. Turnanın haber götürücü, baykuşun uğursuz olabileceği, leyleğin bahar müjdecisi oluşu ve benzeri gibi inançlar bunlardandır. (s.92)
Akuru/Ahuru Efsanesi: …Ağacın insanı saklaması tespitinden sonra, dağın da insanı saklaması tespiti bu konulu çalışmalara yeni ilmekler kazandırmıştır.
Ağrı efsanelerinin arasında geniş yer tutan taş kesilme ile ilgili olanlar benzerlerinden pek farklı değillerdir. Taş Kesilen Develer efsanesinde susuzluğunu gidermek için Allah’a yalvaran kervancı, su vermesi halinde ona kurban keseceğini söyler, suyun fışkırmasından sonra deve kurbanı kesecekken bit öldürür ve onun kurban olduğunu söyler. Bunun üzerine Allah onu ve develerini taş yapar… Diğer bir kısım efsanelerde ise, zalim beylerden, Ermeni veya Rus askerlerinden kurtulmak için Allah’tan taş kesilmeleri istenir. Bu ikinci tür taş kesilmeler kutlu kabul edilir ve mekanları saygıyla ziyaret edilir. Diğer tür taş kesilmeler ibret olmak üzere anılırlar. (s.93-94)
(YY: Benzer iki efsaneyi de bizim bölgeden anlatmak isterim: Birincisi, çocukken babamın işi gereği bir ay Göksun’a taşınmıştık. Göksun’daki akrabalar bir gün bizi bir mesire (piknik) alanına götürdüler. Su kaynaklarının bol olduğu bir yerdi. Bir kaynağın yanında insana benzer iki taş vardı. Anlattıklarına göre birbirini seven iki aşığın evlenmelerine izin verilmediği için burada buluşarak taş olmaları için Tanrı’ya yalvardıkları ve taş oldukları… İkincisi de Afşin’deki Ashâb-ı Kehf (Yedi Uyurlar) Mağarası’na giderken vadinin karşı tarafında bir koyun sürüsüne benzer taşlar bulunmaktadır. Hatırladığım kadarıyla zalim kraldan kaçan çobanın yalvarması sonucu koyunları ile birlikte taş oldukları…)
Taş olmanın Ağrı efsanelerinden derlermiş başka şekilleri de vardır. Eşinin veya kaynanasının yanında çok mahcup olduğu için taş olmayı dileyip taş olan gelinlere dair birçok efsane anlatılır. (s.93-94)
Haftaya devam…









