Dr.Yaşar KALAFAT’ın Ali Osman ABDÜRREZZAK’la birlikte yazdığı “Mitostrateji 3” adlı eserindeki “Bingöl ve Yöresi Örnekleri ile ‘Cini Başına Çıkmak’ Deyimine Dair” başlıklı makalede, “Bingöl özeli itibariyle Alevi inançlı Müslüman Zaza halkta av yapmak yasaktır; bütün canlıların yaşama hakkı vardır, zihniyeti bunlarda hâkimdir. Bunlarda balık yenilmez. Balıkların cuma günleri göllerde toplanıp zikrettiklerine inanılır. Cuma günleri ağaç kesilmez, çoğu yerlerde çalışma türünden hiçbir iş yapılmaz. Dağ keçileri ve geyik gibi boynuzlu hayvanların avlanmaları kesinlikle yasaklanmıştır. Bunların Hz.Musa’nın sürüsü oldukları inancı vardır. Güvercin ve turna itibarlı hayvanlardır. Karir bölgesinde de Düzgün Baba’da olduğu gibi çok köklü bir dağ ve ağaç kültü vardır. (s.105)
Nefesin etkili olduğu bir alan da zigilik olarak bilinen daha ziyade el, ayak ve yüz gibi çıplak alanlarda görülebilen ve kurbağalardan geldiğine inanılan bir ur şekli vardır. Nefesi uygun kimselerin nefesleri bu tedavide etkin olur… Kara kurbağası… Çok kalın derili, büyük kayaların altında yaşayan, siyah iri bir kurbağa cinsidir. …Doğu Karadeniz’de Rize’de falan bu hayvanın erkeğine furma denir. Bu yörede ofurma, üfleme anlamındadır. Furma ofurması veya yılan ofurması bu hayvanlar tarafından sokulmak, oklanmak veya ısırılmak anlamına gelir. Sobaya ofurularak ateşin yanması sağlanır. Bütün bunlardan insanların da hayvanlar gibi nefesleri ile iyi veya kötü etkide bulunduklarını gösterir. Nitekim Kars'ta kara kurbağası gören kimse ‘tu tu tu zigiliyim sana.’ der, üflemekle tükürme arasında bir şey yapar. Nazara uğramış veya çarpılmış kimse için muhakkak okunup üflenilmez, ‘tu tu tu’lama da yapılır da bu esnada ‘parpısı budur’ denir. (s.110)
…Evren/Ejder ve bazı hallerde de yılan ise Türk sanatının muhtelif alanlarına yansımış ve yeraltının simgesi olmuştur… (s.111)
“Mitostrateji-2” adlı kitapta yer alan “Türk Kültür Coğrafyası Halk İnançlarında Geçmişten Günümüze Kaplumbağa” başlıklı makalede; “…Kaplumbağa kış mevsiminde toprağın altında hareketsiz kalır ve bahar geldiğinde kabuğunu yeniler. Uzun bir ömre sahiptir, uzun ömürlülüğün ve sabrın simgesi olarak bilinir. Aynı zamanda huzur ve mutluluğu da temsil eder.
Mersin halk sağaltmacılığında, kaplumbağanın çok geniş yer tuttuğunu görmekteyiz. Kırk karışmasında çocuğun sağlığına kavuşması için bir kaplumbağa bulunur, çocuk bu canlı kaplumbağanın üzerine oturtularak yıkanır. Mevsim kış ise evlerin kapı başlarına kurutulmuş kaplumbağalar bu amaçla asılır. Bu yörede küçük bir kaplumbağa kabuğu, mavi boncuk ile birlikte nazarlık olarak kullanılır.
Bitlis’te, Tokat’ta kaplumbağa kabuğu torbalar içerisinde depolara, ambarlara konur. Bunlar adeta bereket, uğur için kapılara çakılan, bostanlara, bahçelere sırık üzerine takılan at, koç kuru kafaları türünden işler gördüklerine inanılır. (s.50)
Ayrımlıların… halk inançları kültüründe kaplumbağanın canlı izler bırakmış olması, kaplumbağa ile ilgili inançların Türkiye ile Uluğ Türkistan istikametinde uzanan halk kültürüne şahitlik yapmaktadır.
Kültigin Bengü Taşı’nın kaidesinin kaplumbağa olması, bu kültür hattının iki önemli ucuna işaret ediyor olmalı. Altay Türk halk kültüründe ve Çin mitolojisinde kaplumbağa, uzun ömürlülüğü, ölümsüzlüğü …nazar ve büyü gibi uygulamalara karşı koruyuculuğu temsil etmektedir...
Kaplumbağa şeklindeki Bengü Taş kaideleri, bölgenin birçok yerinde üzerine oturtulmuş yatır bayrağı ve minik adak taşları ile doldurulmuş halleri ile ovoo/oboo özellikli kutsal mekanlar konumdadırlar. (s.51-52)
Ovoo/Oboo’lar Uluğ Türkistan’ın bilhassa kuzey bölgelerinde, Altaylarda, bozkırın sair bölgelerinde, yerleşim merkezlerinin çıkış kapılarında, uzun yollarda, bazı kavşaklarda, tepeciklerde, dağ yamaçlarında çok rastlanan adak yerleridir. Buralardaki gönderlere adak bezi veya ipliği bağlanır ve bu yığma taş tepeciklerine dua edilerek bir veya birkaç taş koyulur. Bunlara, Anadolu’nun birçok yerinde, daha ziyade Güneydoğu, İç ve Batı Anadolu’da isimleri bu olmamakla birlikte çokça rastlanır. Bazı bölgelerde Dede Yatağı, Dede Durağı gibi isimlerle yaşamaktadır.
Bahçe, bağ ve ambar bacalarına dikilen gönderin tepesine, nazarı önlemek amaçlı öküz, koç, at kafa kemiği asıldığı gibi Diyarbakır bölgesinde kaplumbağa kabuğu da aynı amaçla asılır.
Azerbaycan’ın Yekan bölgesi Ayrımlılarında hayvanlarla ilgili de çok inanış vardır. Bunlardan bazıları ‘…Tosbağa/ kaplumbağa bir zamanlar değirmenci imiş, borç verirken küçük tasla verir, alacağını alırken büyük tasla ölçermiş, cezalandırılıp iki tas arasına sıkıştırılmış…’ Bunlar yörenin ve zamanın diğer ölçülerine göre insanları yönlendirmek için üretilip topluma mal olmuş anlatılardır. Halk kültürümüzün bir parçasıdırlar. (s.52-54, 107)
Göbekli Tepe kazılarında ev eşyaları ve bilhassa çocuk mezarlarında çok sayıda kaplumbağa kabuğu tespiti yapılmıştır. Burası, günümüzde yaşayan halk inançlarında yoğun bir şekilde kaplumbağa ile ilgili inançların gözlendiği bir bölgedir. Kaplumbağa kabuğu bağ, bahçe, ambar, depo nazarlıklarında, bilhassa yavru kaplumbağa kabukları çocuk beşiklerinde, omuz nazarlıklarında yer alır ve onlarda büyüsel koruyucu bir gücün olduğuna inanılır. Kaplumbağanın Türk kültürlü halkların kültür coğrafyasının içerdiği inanç, bu coğrafya halkının halk inançlarında da yaşamaktadır. (s.57)
Türk mitolojisinde kaplumbağa kutlu bir hayvan olarak bilinir. (s.60)
Kaplumbağa ile ilgili inancın sırları çözülebildiği ölçüde, Göbekli Tepe’nin de sırları çözülebilecektir. Başka bir ifade ile Göbekli Tepe’nin kültürel kimliği, kaplumbağanın mitolojik sırlarının da çözümünü kolaylaştıracaktır.
Şüphesiz konu sadece bir canlı etrafında oluşan halk inançlarının tespiti ve görüldüğü coğrafyanın belirlenmesi olayı değildir. Konu mitostrateji içerikli bir mahiyet de içermektedir. Türklerin ilk ana yurdu ve aynı zamanda Anadolu’nun ilk sakinlerinin de tespiti konusudur. Bu boyutu ile de mitoloji- dilbilimi- arkeoloji gibi bilim dallarını da içeren multidisipliner bir çalışmayı gerektirir.” (s.61)
“Bir Okuma ve Anlama Denemesi” başlıklı makalede ise,“…Türk Destanlarında Olağanüstü Doğum Motifi’ isimli akademik bir çalışmada… olağanüstü doğum motifinin 8 ayrı şekilde görülebildiğine yer verilmektedir. Bunlardan birisi totem babadan doğum şeklidir ki, biz totem konulu çalışmamızda totemin ortak ata olduğu inancını bilmemize rağmen bu bilgiye ve çıkarıma sahip değildik… (s.63-64)
Diğer husus ise totemin eti, ciğeri, yüreği ile ilgili açıklama bağlantısına gelince, Eski Türk İnanç Sistemi’nin totem bağlantısının tartışılması ve kurdun totem boyutu irdelemesine dönülmeksizin, bizim halk tababeti-kurt bağlantılı tespitlerimizde kurdun eti, ciğeri, kalbi, kanı, yağı, gözü, onu yiyene cesaret, kuvvet, sezgi gücü, görüş yeteneği kazandırdığı gibi hususları içeriyordu. Totemin avlanılamayacağı, onun eti, sütü, vs.den yararlanılamayacağı bilgisi esas alınınca kurdun totem olması hali tartışma konusu olabilmektedir.
Eserde kurdun Türklerin totemi olduğuna inanıldığına vurgu yapılmaktadır. Kurdun Türklerin inancında ata olduğu inancı Türklerin totemizm inancına da mensup olduklarına işaret eder. ‘Kurt totem ise Eski Türk İnanç Sistemi totemizm değildi.’ teşhisinin yargılanması gerekecektir. Totemizmin din olmadığı, onun dinlerde ve inanç sistemlerinde izler bırakan bir dönem için görülebilen inanç türü olduğu teşhisinden hareketle, Türklerin inancındaki kurda teşhis koymak gerekecektir. Yaşamakta olan günümüz halk inançlarında kurt, bilhassa dişi kurt’un, geyikte olduğu gibi donuna sık girilen bir varlık olarak görülmektedir. Çalışmada bir Kırgız boyunun geyikten türediği inancının olduğuna vurgu yapılırken, Anadolu Türk halk inançlarında geyik, donuna en fazla girilen hayvan olarak görülmektedir. Oğuz Kağan, Bozkurt, Göç ve Ergenekon destanlarında temel motifin kurt olduğu gerçeğine değinilmiş olmasına rağmen, Anadolu halk inançlarında geyiğin yayılma alanı daha geniştir… (s.65-66)
Udinlerin kurt’a karşı farklı bir saygıları vardır. Mecbur kalınmadıkça kurta karşı silah kullanılmaz, onun kaçıp gitmesi için gürültü yapılır. Bu uygulama Hakkari yöresinde de çok yaygındır. Kurt avı silahsız yapılır.” (s.43)
…Diğer taraftan bilindiği gibi ongun olan varlıkların özelliklerinden birisi de onların zararlarından korunmak ve güçlerinden yararlanmaktır. (Mitostrateji-3, 56-57)
Eski Türk inanç sisteminin totemizm olmadığı konusundaki Türk dinler tarihi uzmanlarının teşhisine biz de katılıyoruz. Ayrıca totemizmin bir din olmayıp birçok dinde bir dönem iz bırakmış inanç biçimi olduğu görüşünü de paylaşıyoruz. (s.58)
Devam edeceğiz…











