Türkler’de doğu yönünü gösteren Yaşıl/Yeşil veya Gök/Mavi renkle yazımıza başlayalım: Prof.Dr.Reşat Genç: “…Türklerin doğrudan doğruya ekonomik hayatlarının temelini teşkil eden hayvan sürülerini otlağa çıkarmak ve sürülerin yavrularını elde etmek itibariyle otların yeşerme zamanı, Türklerin hayatında çok büyük rol oynamıştır. O yüzden de yeşil renge ayrıca büyük bir önem vermişlerdir. Bu itibarla Çin kaynaklarının bildirdiği gibi, daha M.Ö.8.yüzyılda 9 ve 21 Mart tarihleri, yani otların yeşermeye başladığı dönem, Türkler tarafından yıl başı ve bahar bayramı olarak kutlanır olmuştur ki, bu bayram bilindiği gibi bugün Farsça adı ile Nevruz olarak adlandırdığımız bayramdır. Türklerin, Farslarla (İranlılarla) temasa gelmeden önce, yani Nevruz kelimesini Farslardan alıp kullanmadan önce bu yılbaşı günü için yeni kün, ergen kün (erginlik yani olgunluk günü; ergenekon) vb.adlarla adlandırmış oldukları, bu adların bugün de bazı Türk toplulukları tarafından kullanılmakta oluşundan anlaşılabilir.
Tabiatın canlanması ile ilgili olarak, eski Türklerde yağmurun bütün tabiatı yeşerten -yani eski Türklere göre, yaşartan- bir tabiat vergisi olarak değerlendirildiği bilinmektedir. Bu yüzden ‘yaş’ sözü hem ıslaklık hem de suyun (tabiî yağmurun da) canlandırdığı yeşilliklerin adı oluyordu. Dolayısıyla, yaşarmak (ıslak olmak, ıslanmak) ile yeşermek, yeşillenmek aynı fiil ile ve ‘yaşarmak’ olarak ifade ediliyordu. Yaşıl da yeşil renk demek oluyordu. Bugün yeryüzünde yaşayan Türklerin hemen tamamı yaş sözünü insan ömrü için de kullanmaktadırlar. Ayrıca pek çok Türk topluluğunda yaş, genç insan demektir ve genellikle yaş yiğit (caş cigit veya cas cigit) = delikanlı anlamına kullanılmaktadır. Bunun şuradan ileri geldiği anlaşılıyor: Eski Türkler yaşlarını söylerken, ‘ben 20 yaşarma (yeşerme) gördüm’ derlerdi. Böyle bir söz, ‘ben 20 yaşındayım’ demekti. Herhalde bugün de kullandığımız yaş deyimi bu gelenekle ilgili olarak söylenmiş bir deyim olmalıdır. Diğer taraftan yaşıl kök yani yeşil gök tabirinin Türklerde gökyüzü anlamında kullanıldığını da görüyoruz ki bugün de Türkçede göğermek sözünün yeşermek anlamında kullanıldığı malûmdur.
Görülüyor ki beyaz ve al ile ilgili olduğu gibi yeşil ile ilgili olarak da Türklerin manevî inanmalarının kökü, onların en eski dinî inanmalarından kaynaklanmaktadır.
…yeşil rengin Türklerde hâkimiyet sembolü olarak kullanılmaya başlandığını da göstermektedir.”
Köylüler “ekinler göverdi/göğerdi” derler: Bu ekinlerin başağa dönmüş, sararmadan önceki yeşil halidir. Aslında baharda doğanın, tüm bitkilerin taze-canlı yeşil rengiyle bezenmesidir. Vücudun herhangi bir yerinin darbe sonucu morarmasına da “göğerdi/göverdi” denilmektedir.
Yunus Emre bir beyitte; “Bu dünyada bir nesneye yanar içim göynür özüm/ Yiğit iken ölenlere göğ (gök) ekini biçmiş gibi” der. Veya “Meşeler gövermiş varsın göversin” diye başlayan türkümüzdeki yeşermek, yaşarmak anlamındaki gibi…
Zeynep Dokumacı, yeşil rengi açıklarken; “Bir taraftan kök (gök) buradan göğermek fiilinde olduğu gibi bir anlamı, diğer taraftan mavi=gök anlamı taşımaktadır; ümit, sevinç, niyet, kutsallık ve bereket bildiren bu kelimenin kökünde yaş (=ıslak) olması dolayısıyla bolluk ve rahatı sağlayan bereketin sembolü olması olağandır. Türk mitolojisinde iyilikler ilahi Ülgen’in koruyucu ruhu olarak bilinen yedi oğlundan birinin adı Yaşıl (=yeşil) Kağan idi ve bitkilerin yetişip büyümesini sağladığına inanılırdı.
9.yüzyılda Kırgız Türkleri yeşil kumaştan bayrak yapmışlardır. Böylece yeşil, bir yerde egemenlik sembolü olmuştur. Sonraki yüzyıllarda Müslümanlıkta da yeşil kutsal bir renk olarak kabul edilmiştir.
Ak gibi göğün de ululuk, kutsallık, anlamı vardır. Türk kültüründe genellikle ‘gök’ rengi olarak ifade edilen mavi kutsal sayılan göğün ve suyun simgesidir. Sonsuzluğu, türeyişi, emniyet ve dinginliği çağrıştırır. Dostluk, sadakat, refah, aydınlık, temizlik ve ruhanilik simgesidir.
Gök rengi aynı zamanda bir yön adı olarak da doğunun, doğumun, varlığın, başlangıcın, ilk olma durumunun ifadesi olarak kabul edilmiştir.
Kültürümüzde gökyüzü kubbeye benzetilir ve gök kubbe olarak anılır. Bu yüzdendir ki cami, medrese, türbe, minare gibi yapılarda gök renk kullanılır. Sessizlik, sonsuzluk, huzur ve duygusallığı ifade eder.
Aynı zamanda mavinin bir tonu olan turkuaz Türk rengi olarak bilinir. Denizin ve gökyüzünün bir rengi olması itibariyle sonsuzluk ve huzur kavramları bu renk ile karşılanır. Karşıladığı bu anlamlar itibariyle de mekanlarda sıklıkla kullanılan bir renktir. Ayrıca mavi nazara karşı da koruyucudur. Mavi nazar boncukları vazgeçemediğimiz aksesuarlar içinde en ön sırada gelmektedir. (Türk Kültürünü Hangi Renkler Anlatır?)
TDK'ye göre; “Turkuaz”, yeşile çalan açık mavi renktir (Örnek: Turkuaz mavisi, Turkuaz yeşili). Turkuaz; değerli bir taşı (firuze) anlattığı gibi “bu taşın renginde olan” anlamı da bulunmaktadır.
Kızlarımıza ad olarak verilen Gökçe veya Gökçen’in anlamı da “Gök ile ilgili, göğe ait, semavî, gök rengi, mavi, mavimsi, mavi gözlü, güzel, hoşa giden” diye açıklanmaktadır.
Sarı renge gelince: Reşat Genç'e göre; “Türklerde sarı rengin, dünyanın merkezinin sembolü olarak kullanıldığı… Bu anlayışın da onların en eski inançlarından olan Şamanizmden kaynaklandığı görülmektedir. Gerçekten de hayır ilâhı Ülgen’in altın kapılı sarayı ve altın tahtı, Türklerde hep sarı renk (altın sarısı=sırma rengi) ile ifade edilmiş ve Ülgen’in tahtı nasıl devletin, ülkenin ve dünyanın merkezinde olarak algılanmış ise, tıpkı onun gibi sarı renk de dünyanın merkezinin sembol rengi olmuştur. Yine bu Şamanist dönem de Türklerin inanışları arasında Sarı Albastı veya Sarı Albıs adlı koruyucu bir ruhun varlığı da anlaşılmaktadır.
Kanaatimizce, Ülgen’in altın tahtının sembolü olarak dünyanın merkezinin işareti diye kabul edilmiş olan sarı renk, bu sembol anlamını Türklerin çizmelerinin (edik) rengi olarak da uzun yıllar sürdürmüştür. Zira, bilindiği gibi Türkmenler yüzyıllarca, sarı edik ile kızıl keçeden külâh giymişlerdir. Halkımız arasında bugün de çok yaygın olarak kullanılan ‘Sarı Çizmeli Mehmet Ağa’ deyiminin de kaynağı işte bu tarih ve kültür geleneğimizdir.”
Zeynep Dokumacı da; “…Altın sarısı destanlarda hakimiyet sembolü olarak kullanıldı. Sarı aynı zamanda felaketin, kötülüğün, hastalığın, yabancılığın, düşmanlığın ve nefretin simgesiydi.
Sarı; edebiyatta beniz, yıldız, çiçek ve giyim için kullanılır. Dede Korkut’ta geçen ‘sarı tonlu Selcen Hatun’ ifadesi günümüz giysilerinin kökenine de işaret eder.
Uygur Türklerinde egemenlik belirten sarı renk, Harzemşahlar döneminde de bayrak olarak kullanılmıştır. Selçuklularda hükümdara mahsus bayrağın sarı olduğu kayıtlıdır. Osmanlılarda da aynı düşünce sürdürülmüştür.”
Devamı haftaya…











