Yazıma, Dr.Yaşar KALAFAT’ın, Mitostrateji-1 (Türkoloji Üzerine Düşünceler) isimli kitabından alıntılarla devam edeceğim: “…Hiçbir emperyalist müdahale, destek veya vaat, halkların kültür ortaklığının önünde engelleyici konumda yer alamaz. (s.28)
Türk kültür coğrafyası ve onun insan varlığı olan Türk kültürlü halklar arasında, son yıllarda giderek yoğunlaşan etnik milliyetçilik akımları yaşanmaktadır. (s.69)
Asıl yoğunlaşacağımız konular, etnik milliyetçilik, mikro milliyetçilik ve bölgecilik gibi akımlar olacaktır.
Konuya çeyrek asır evveli ve genel Türk dünyası itibariyle bakılınca, halkların olanca küçük toplum dilimlerine bölünmelerinin faturası komünizme ve Sovyetler Birliği’ne çıkarılırdı. (s.71)
…Türkiye Cumhuriyeti’nde ulus devlet kimlik yapısı evrilme yaşayınca, Anadolu’daki Balkan ve Kafkas halkları ortak millî kimliğin dışında, yerel kimlikleri ile yapılanmalar geliştirmeye başlamışlardır. Yeni kimliklendirmenin merkezine, ana dili farklılığı ve bu farklılığı esas alan arayışlar, yapılanmalar oturtulmuştur.
Batı emperyalizmine gelince, parsellenen Ortadoğu Türk-Osmanlı coğrafyasında, üstünlük evanjelist-siyonist güçlerin ellerine geçmiştir… İsrailoğulları adeta Tanrı’nın has kulları, diğer inanç sahipleri onlara sığınanlar durumundadır… (s.72-73)
Türkiye’de, Türk milletini oluşturan toplum kesimlerini halk kültürü ile kültür bilimciler olarak incelemiyoruz. Fanatikler, etnik milliyetçilik adına incelemeye kalkıyorlar. Onlara gerçekçi, makul açıklamalar yapmak yerine onları kınıyoruz. Siyasî oryantalizmin gençleri örgütlediklerini fark ettiğimizde de gecikilmiş oluyor. (s.75)
Ortak kaderi canları ve kanları pahasına paylaşan halkların kültürleri de o derece kutsaldır, millîdir, yaşamalıdır, yaşatılmalıdır. Ta ki birlikte yaşama şuuruna karşı tehdit oluşturulacak noktaya gelinmesin, getirilmesin. Birlikte yaşayan halkların kültürleri, milli kültürün aslî unsurları haline getirilebilsin. (s.76)
Sonuç: Hiçbir boy veya kesim, Türklüğün alternatifi değildir. Türklük; boylar, kesimler ve zümrelerin üzerinde, onları da kapsayan milletin ortak paydasıdır.
Birlikte yaşanılan halkların kültürleri millî kültürün aslî parçalarıdır. Bu kültürlerin yaşaması ve yaşatılması, demokratik ve millî bir haktır. Ta ki milli birliğe karşı tehdit oluşturmasın. (s.78)
Halk Kültüründen Bölgesel Ekonomik-Siyasi Güç Yapılanmasına
Halk kültürünün bir özelliği de emperyalizmin ona sızmasına karşı genlerinin diğer kültür kesimlerine nispeten çok daha mukavim olmasıdır. O gücünü biraz da anonim olmasından alır…
Anadolu; Kuzey ve Güney Kafkasya, Balkanlar, Yakın Ortadoğu halkları ile tarihî derinliği olan akrabalık bağlarına sahiptir… Bin yıl evvelin Gregoryen Türkleri bugün büyük ölçüde Gürcü ve Ermeni kimlikleri ile varlıklarını sürdürmektedirler.
Uluslararası ilişkilerde ekonomi, teknoloji, silahlı güç gibi güçler üstünlük sağlayıcı faktörler olmakla birlikte, kültür bütün bunlardan çok daha etkili bir stratejik objedir…
Halk kültürü, gücünü birlikte yaşanılan halkların kültür ortaklığı arz eden genlerinden alır. Aynı coğrafyayı paylaşan halkların birlikte yaşama hukukundan, komşu olabilme meziyetlerinden ileri gelen öylesine oluşturulmuş, öylesine güçlü bir dokuları vardır ki, bunu ancak etnik milliyetçilik, mikro milliyetçilik, kavmiyetçilik, ırkçılık tahrip edebilir. Bu nokta, millî olmanın karşısında, emperyalizm ile ırkçı milliyetçiliğin ittifak haline girdikleri noktadır. (s.79-80)
Irkçılık merkezli milliyetçilik anlayışında birlikte yaşanılan halkların kültürel hakları yok sayılır. Toplum tek tipleştirilir. Kültürel farklılıklar da arz edebilen halkların bu zenginlikleri inkâr edilir.
…uyum ile asimilasyon farklı farklı içerikli kavramlardır. İnkârcılığa kapıları açmak emperyalizme faaliyet alanı oluşturur. Kültürlerini yaşayamayan halklar, bulundukları ülkelerde emperyalizm tarafından tahrik edilirler. Keza bu tür halk kesimlerinin komşu ülkelerdeki uzantıları da emperyalizm tarafından farklı formatta tahrik edilirler.
Dünyanın hiçbir yerinde ve tarihin hiçbir döneminde halkı tek dil ile anlaşan ve halkının inanç hayatında tek dinin bulunduğu devlet olmamıştır. Devletler, gerçekçi dil politikaları ile millî kültür dillerinin ve halklarının hayatında yer alan diğer dillerin yerlerini belirler. Bu kural, dini hayat için de böyledir. Konuşulan bütün diller ve yaşanılan bütün inançlar, o ülkenin millî servetleridir.
Vatan sathında binlerce yıl evveline ait arkeolojik veri ürünlerine hangi medeniyete ait olduğuna bakılmaksızın sahip çıkılabilirken, ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginlikleri sahiplenilirken, o coğrafyanın insanının kültürel kimliğini inkâr etmenin anlamı olamaz. (s.81)
Millî siyasî sınırlar ile resmi devlet sınırları çok kere örtüşmeyebilirler. Sınırları kapsamında komşu ülkenin halkının uzantısını barındıran devletler, onlara millî birliği tehdit etmeyecek demokratik kültürel hayatlarını yaşama ortam ve imkânını vermesi halinde, onların vatandaşlık duygularını güçlendirebilmiş olacak ve onların milli birliği tehdit eder davranışları karşısındaki engelleyici tedbirleri alırken de haklı konumuna girmiş olacaktır.
Milletlerin millî kültürel değerleri vardır. Millî destanlar bunlardandır ve onları millî yapan milletlerin malı olmalarını belirleyen özelliklerinden gelir, bunlar özeldirler. Milletlerin bölgenin derin tarihinden gelen bir kısım halk kültürleri de vardır ki, bunlar büyük ölçüde ortak özellik arz ederler. Millet hayatındaki her iki kültür vasatı şüphesiz birbirinden kopuk değildir. Kültürel akrabalığı belirleyen bağlar bunlardır. Bunların bilinmesi ve korunmaları özel millî kültürler kadar önemlidir. Halk kültürünün millî olmasının yanı sıra, halklar arası olma gibi bir özelliği de vardır.
Devletlerin millî birliklerini sağlama hakları ile halkların kültürel hayatlarını yaşayabilme hakları arasında kurulacak dengenin güçlülüğü nispetinde, emperyalizm… başarısız olur. (s.82)
Bu itibarla, komşu ülkelerin üniversitelerindeki ilgili bölüm ve araştırma merkezlerinde, kültürel etkinlik amaçlı derneklerde ve uluslararası kültür şölenlerinde, öğrenci ve akademisyen mübadelesinde bu hassasiyetler gözetilebilmelidir…
Bölge ülkelerinin ortak kültürlerinin, bölgesel siyasî ve ekonomik güç oluşturma adına sahip çıkılması tarzındaki antiemperyalist kültür stratejileri, bölgenin ilgili tüm ülkeleri tarafından benimsenebildiği sürece bir anlam ifade eder. (s.83)
Sonuç olarak, ekonomik ve siyasî bölgesel güç oluşturabilmek için, bu amaçla sosyokültürel bir taban oluşturmak da gerekir… (s.84)
21.Yüzyıl-Emperyalizm
Tarihin bütün savaşları ekonomik savaşlardır. Dinler savaşının temelinde de ekonomik gücün el değiştirmesi vardır. Hatta kültür savaşları da bir ‘ben’ savaşıdır. ‘Ben’i güçlü kılan çok kere ekonomik güçtür. (s.85)
Çağdaş savaşların mücadelesi sulh zamanında da sürerken, yaşanılanlar birer entelijans savaşlarıdırlar. Entel-cinse; espiyonaj (casusluk, bilgi toplama) /karşı gücün gücünü ölçebilme ve k/espiyonaj karşı gücün, sizin gücünüzü öğrenmesini önleme savaşıdır. Bu savaş; sosyal yapı, kültürel yapı, akademik yapı, askerî yapı, coğrafî yapı, teknoloji ve ekonomik yapı gibi başlıklar altında ele alınırken, bunlar birbirlerinden bağımsız değillerken, ekonomik yapı diğer yapıların çok kere belirleyici unsurudur.
…Ülkelerin ilmî projeleri ve onların uygulamaya geçirilmeleri de savaş türlerinden bir savaştır. İlmî istihbaratın yapılması ve korunması da istihbarat araştırıcısının faaliyet alanlarındandır. Bu alan birkaç asırdır bilim insanının da uğraş alanına girmiştir.
…emperyalizme muhtaç olmadan emperyalizmi yenebilecek güçte olmak zorundasınız. Bu güce sermaye ve teknoloji itibariyle sahip olmanız gerekmektedir… (s.85-86)
Devam edeceğiz…









