Vatan Derdi ile Kavrulanların Çilesi
Değerli okurlar, yazımızın bir bütün olarak daha iyi kavranması için bundan önceki bölümlerin de okunmasını tavsiye ediyorum.
Bir ülkücü olarak Türk ve İslam Ülküsü'nü benimseyen bizler, 12 Eylül'e kadar ateş çemberlerinden geçtik. Milletin ortak varlıklarını, kültürlerini, inancını, değerlerini, töresini ve toprağını yabancı ideoloji uşaklarına karşı savunurken, diğer yanda da ülkede olan vurguna, talana, geri kalmışlığa ve emperyalist uşaklık anlayışına karşı çıkmayı görev biliyorduk.
Bu ortamda düşmanlarımız çoktu. Bunların belli başlı olanları: emperyalistler, kapitalistler, yabancı devlet milliyetçileri, uluslararası sermaye sahipleri, silah kaçakçıları, uyuşturucu tacirleri, her türlü gayri meşru iş yapanlar, vergi kaçakçıları, yatarak para kazanmak isteyenler, zayıfın malını gasp edenler, kompradorlar, her türlü ağalar, işçinin hakkını vermeyen patronlar, hırsızlar, arsızlar, siyasal İslamcılar, Marksistler vb. gibi. Diğer düşmanlarımız korkusundan bizden köşe bucak kaçarken, bizi mutlaka yok edilmesi gereken öncelikli düşman olarak tanımlayarak birçok ülküdaşımızı kara toprağın üzerine düşüren en sert ve amansız düşmanımız sosyalistler, Marksistler ve komünistlerdi. Bizden kaçmadıkları gibi, bizleri o zamanın “Aydınlık-Vatan” gazetelerinde bir şekilde manşet yaptırıp açık adresimizi vererek, o bölgenin Marksist militanlarına “işte size düşmanınızın adresi, artık görev senin” der gibi bizleri canlı hedef yaparak öldürülmemizi sağlıyorlardı.
Takvimler 1970'li yılların ortalarını gösterdiğinde, bizler için gün sadece güneşin doğuşuyla değil; kurşun sesleri, pusular ve her köşe başında bekleyen "kızıl" bir tehditle başlıyordu. Bugün geriye dönüp baktığımızda, o günlerin sadece siyasi bir rekabet olmadığını, aslında topyekûn bir varoluş mücadelesi olduğunu çok daha iyi anlıyoruz.
Hani birileri bugün çıkmış, o günlerin mazlumlarını "faşist" diye yaftalamaya devam ediyor ya; işte o günün asıl "kara propagandası" tam da buydu. ODTÜ’nün kapısından içeri sokulmayan, Site Yurdu’nda kuşatma altında kalan Anadolu’nun kavruk yüzlü çocuklarına; sırf "vatan bölünmez!" dedikleri için "CIA uşağı" dediler. Moskova’dan ve diğer komünist ülkelerden esen rüzgârlara yelken açanlar, bizi Amerikan uşaklığıyla suçlayacak kadar pervasızlaşmıştı. Oysa bizim tek sermayemiz cebimizdeki üç beş kuruşluk harçlığımız ve kalbimizdeki sarsılmaz imanımızdı.
Pol-Der Kıskacında Hukuk Aramak
Sokakta canımızı korumaya çalışırken, devletin polisi bile ikiye bölünmüştü. Adına Pol-Der dedikleri o yapı, emniyeti adeta bir ideoloji merkezi haline getirmişti. Bir ülkücü gencin karakola düşmesi demek, sadece sorgulanması değil; "kızıl" militanların eline teslim edilmesi gibi bir korkuyu da beraberinde getiriyordu. Biz hukuku, adaleti kimden isteyecektik? Bir yanda pusular, bir yanda devletin içine sızmış o yapıların baskısı...
"Kurtarılmış" Değil, Esir Alınmış Mahalleler
Şehrin göbeğinde, üniversite amfilerinde "kurtarılmış bölge" dedikleri yerler aslında vatan evlatlarının vatan toprağında esir edildiği yerlerdi. Hacettepe’de, İstanbul’da dersine girmek isteyen ülküdaşım, her sabah evden "helalleşerek" çıkıyordu. Eğitim hakkımız, en temel insani haklarımız; elimizde silahlarla değil, sadece "ay-yıldızlı" sevdamızla gezdiğimiz için elimizden alınmıştı.
Kurşunlarla Geçen Günler, Hiç Bitmeyen Cenazeler
1970’li yıllar, pusu kültürünün zirve yaptığı yıldı. Kahvehanelerimiz tarandı, okul çıkışlarında ülkücü öğretmenlerimiz, teşkilat başkanlarımız hedef alındı. Her gün Hergün Gazetesi'nin sayfalarında siyah çerçeveli bir fotoğraf daha görüyorduk. Bizim için başarı; o gün bir sayfa daha okuyabilmek değil, o gün bir kardeşimizi daha sağ salim toprağa vermeden akşamı edebilmekti.
Netice-i Kelam
Bize "lümpen" dediler, "maşa" dediler, "katil" dediler. Oysa biz, Anadolu’nun öz evlatları olarak bu toprakların bir karışını bile yabancı ideolojilere peşkeş çekmemek için can veriyorduk. 1970’li yılların o ağır şartlarında, imkânsızlıklar içinde verilen bu mücadele; sadece bir partinin değil, bir milletin karakter testinden geçişiydi. Zor günlerdi... Ama o günlerin ateşinde pişenler, bugün hâlâ bu vatanın sigortası olmaya devam ediyor.
Kendilerini Bilinçli Türk Milliyetçisi Ülkücü Olarak Konumlandıranlar
Türk Milletinin tarihten gelmiş gücü, ülkemizin bulunduğu coğrafya itibarıyla hak ettiği mevkide olmadığı ve bu sebeple milliyetçi bir modeli ilke edinen kişilerin bir araya geldiği yasal teşkilatlar:
- Ülkü Ocakları: 150.000 üye, 350 şube; 1978 yılında kapatılmıştır. Daha sonra Ülkücü Gençlik Derneği (ÜGD) kurulmuştur.
- Ülkü-Bir (Ülkücü Öğretmenler Birliği): 40.000 üye, 56 şube. Eğitim camiasındaki en güçlü örgütlenmedir.
- Ülkü-Tek (Ülkücü Teknik Elemanlar Derneği): 5.000 üye. Mühendis, mimar ve teknik kadroların bir araya geldiği yapıdır.
- Ülküm: 120 şube, 20.000 üye.
- Ümid-Bir: 50.000 üye (Ülkücü Milliyetçi İşçiler Derneği-Birliği).
- Ünay: Ülkücü Nakliyatçılar ve Şoförler Derneği, yaklaşık 5.000 üye.
- Pol-Bir: Aktif ve kayıtlı üye sayısı 12.000.
- MİSK İşçiler (Konfederasyon): 30.000 aidat ödeyen üye.
- ÜLKÜ-KÖY (Ülkücü Köylüler Derneği): 1980 öncesi milliyetçi hareketin önemli bir parçası olarak, köylüye ulaşmayı hedefleyen bir yapı olarak kurulmuştur. Türkiye genelinde 300'den fazla şubesi ve 50.000 kayıtlı üyesi bulunmaktadır. Kırsalda sol akımlara karşı "Milli Köycülük" anlayışını yayarak ideolojik bir mücadele yürütmüştür. Teknik rehberlik ve eğitim alanında da katkıda bulunmuştur.
- Ülkü-Han: Ülkücü Hanımlar Derneği. Yaklaşık 5.000 üyesi vardı.
- Ül-Sam: Ülkücü Sanatçılar Derneği 10-15 civarında bir şube ve 2500 civarında üyesi vardırdı.Bu üyelerin yaklaşık 500-700 kadarı, tiyatro oyuncusu, halk ozanı, ressam, yazar ve müzisyen gibi bizzat eser üreten kişilerden oluşuyordu. Geri kalan üyeler ise konservatuvar öğrencileri ile sanata ilgi duyan ve dernekteki kurslara devam eden gençlerden teşekkül etmekteydi.
Ülkücü Hareketin Yayın Organları
- Bizim Anadolu: Ülkücü hareketin ilk günlük gazetesidir.
- Millet Gazetesi: 1970'li yıllarda önemli bir yayın organıydı.
- Ortadoğu: 3 Mayıs 1972 tarihinde yayın hayatına başlamıştır.
- Hergün: Hareketin en önemli günlük gazetesidir.
- Devlet Dergisi: 1970'li yıllarda en önemli haftalık yayın organlarından biridir.
- Töre Dergisi: En uzun soluklu teorik yayınlardan biridir.
- Bozkurt Dergisi: Türk tarihi ve mitolojisi üzerine odaklanan bir dergiydi.
- Ülkücü Kadro Dergisi: Teknik ve ideolojik odaklı bir yayın organıydı.
- Genç Arkadaş Dergisi: Ortaöğretim ve üniversite gençliğine hitap eden bir dergiydi.
- Hasret Dergisi: Kültürel ve edebi yönü ağır basan bir yayın organıydı.
- Birlik Dergisi: Gençlik ve kültür-sanat ağırlıklı bir dergiydi.
- Hamle Dergisi:Genellikle üniversite gençliği ve teşkilat yöneticileridir. Bir nevi "kadro okulu" vazifesi görmüştü
- Divan Dergisi: Entelektüel tartışmalara odaklanan bir dergiydi.
- Fedai Dergisi: Gençlik üzerinde etkili olmayı hedefleyen bir dergiydi.
- Kon Dergisi: Kültürel ve edebi içeriklere odaklanan bir yayın organıydı.
- Kutsal Alın Teri Dergisi: İşçi, memur ve çalışan kesimlere hitap eden bir yayın organıydı.
- Milli Eğitim ve Kültür Dergisi: Eğitim politikalarını şekillendiren önemli bir yayın organıydı.
- Milli Hareket Dergisi: İdeolojik çizgiyi yansıtan bir yayın organıydı.
- Ötüken Dergisi: Türk milliyetçiliği düşüncesinin fikri temelini atan bir yayın organıydı.
- Pusat Dergisi: Lise ve üniversite gençliğine hitap eden bir yayın organıydı.
- Toprak Dergisi: Kültürel ve edebi yönü güçlü bir yayındı.
- Yiğit Köylüm Dergisi: Kırsal kesime hitap eden bir yayın organıydı.
İlegal Örgüt İddiaları ve İsimleri
- ETKO (Esir Türkleri Kurtarma Ordusu)
- TİT (Türk İntikam Tugayı)
Bu iddiaların ve isimlerin ortaya atılmasının arkasında, 1970’lerin o meşhur "Psikolojik Harp" stratejileri yatar. Ülkücü camia ve o dönemin milliyetçi kalemleri, bu isimlerin bizzat sol gruplar ve devlet içine sızmış bazı odakların laboratuvarlarında üretildiğini savunur.
Bu "örgüt" iftiralarının neden atıldığını ve neye hizmet ettiğini şu başlıklarla analiz edebiliriz:
Meşru Hareketi "Illegal" Gösterme Çabası: Ülkücü hareket, MHP ve Ülkü Ocakları gibi yasal ve kitlesel bir tabana sahipti. Rakipleri, bu yasal gücü kamuoyu gözünde itibarsızlaştırmak için "aslında bunların içinde gizli, terörist ve karanlık ordular var" imajı çizmek istediler.
"Kontrgerilla" ve "Sivil Uzantı" Denklemi: O yıllarda Marksist literatürün en büyük tezi, devletin devrimci yükselişi durdurmak için "Kontrgerilla" adında gizli bir yapı kurduğu ve Ülkücülerin de bu yapının "sivil vurucu gücü" olduğuydu.
Hedef Saptırma ve Provokasyon: Bazen bizzat karanlık odaklar veya yabancı istihbarat servisleri, toplumu kaosa sürükleyecek bir cinayet işler ve altına bu hayalet örgütlerin imzasını atardı.
Uluslararası Kamuoyuna "Faşizm" Mesajı: Özellikle Avrupa ve Batı medyasında Türkiye'deki milliyetçi hareketin "neo-Nazi" veya "paramiliter faşist" yapılar gibi algılanması için bu örgüt isimleri çok sık kullanıldı.
Sosyolojik "Lümpen" Yakıştırmasını Beslemek: Sol teorisyenler, bu isimler üzerinden Ülkücü tabanın "emirle hareket eden, düşünmeyen, sadece şiddet uygulayan" bir kitle olduğu algısını besledi.
"Sokakta vatan diyen biz vatan evlatlarının karşısına dikilemeyenler, daktilolarının başında 'hayalet örgütler' uyduruyorlardı. Ve sol ve boyalı basın da bunlara çanak tutuyorlardı. Geçmişte 'Moskova uşağı' denilenler, o gün bizi 'Tugay'larla, 'Ordu'larla yasa dışı göstermeye çalışıyordu. Maksat belli: Ülkücü'yü devletle karşı karşıya getirmek, milliyetçiyi milletin gözünde canileştirmek... Ama bilmiyorlardı ki, Türk gencinin tek teşkilatı milletinin sinesidir; uydurma isimlere, karanlık imzalara ihtiyacı yoktur!"
(Yazı serimiz devam edecektir.)












Mehmet geldikten sonra bir araya geleceğizbaşkan nasıl öleceğini görmüyorı sınızm ilk teşkilatımız genç ülkücüler teşkilatı idi . Sonra Ülkü ocakları , Ülkü yolu , ülkücü gençlik teşkil merhabaatı idi . Teşekkür ediyorum ozsmanki ülkücü kuruluşları hatırlattınız. Acı dolu günlerdi.
Yazımın ülkücü teşkilatlar kısmındaki isimleri kaleme alma düşüncem 1977 yılları olduğu için ülkü ocaklarının öncelikli ve sonra kademelerini anlatmak değil. Hepsini ülkü ocakları bünyesinde ifade ederek sola karşı tam bir mukayese ortaya çıkması içindi. Yoksa o kadar yayınları sıra ile yazdığım gibi bizlerin ocaklarını da sırayla yazardım. Ama yazım sadece ülkücülere yazılmadığı ve yeni ülkücüler de konuyu bilemecekleri için ayrı ayrı adlandırmaya gerek görmedim. Çünkü bir anlam kargaşası olacaktı. Buradaki amaçlardan birisi de mücadelenin her yönüyle kıyas edilebilmesidir. Bilinçli olarak tek teşkilat yazılmıştır.Yoksa o sıralamayı elbette bilirim. Selamlarımla.