İki Türk devleti arasında geçen Ankara Savaşı’nın (28 Temmuz 1402), yarın 623’üncü yıldönümü. Bu yazımda konuya ilişkin bazı bilgiler paylaşacağım ama öncelikle şunları belirtmek istiyorum: Birincisi Türk tarihine bir bütün olarak bakmamız gerekmektedir. İkincisi de geçmişte yaşanan, olup bitmiş olaylara takım tutar gibi taraf olamayız!.. Hele de “Türk Birliği”nin konuşulduğu bir süreçte hiç doğru değil...
Prof.Dr.Ahmet Bican ERCİLASUN “Tarihe nasıl bakmalıyız?” (22/09/2019, Yeniçağ) başlıklı yazısında; “Hiçbir millet tarihinden kaçamaz, geçmişini inkâr edemez. Geçmişte yaşananlar, iyisiyle kötüsüyle, bir milletin tarihini oluşturur…
Geçmişte Türk boyları, çeşitli Türk grupları farklı hanedanlar oluşturmuş, farklı devletler kurmuş ve birbirlerine girmiş olabilirler. Bunların hepsinin Türk olduğunu ve her birinin ayrı ayrı yaşadıklarının bizim tarihimizi oluşturduğunu unutmamak gerekir...
Bugünkü Türk Dünyası’nı bir bütün kabul ediyorsak, bu dünyanın her köşesinde yaşayan insanların geçmişlerini de kabul etmek, hepsinin tarihini Türk tarihinin parçası saymak zorundayız…
Tarihteki olaylara bugünün gözüyle, bugünün anlayışıyla da bakmamak gerekir. Bugün için hoş görülmeyen bazı davranışlar, tarihin belli dönemlerinde tabii karşılanan davranışlardı… Elbette bilim adamları, araştırıcılar, haklıyı haksızı tahlil edecek yorumlar yapabilirler…” demektedir.
Tarihçilerin Kutbu Halil İNALCIK’la yapılan söyleşide; “Timur tarihini kötüleyenlerin başında Mükrimin Halil YİNANÇ gelir. Timur, Altınordu’yu, Osmanlı devletini yıkmış, İslâm dünyasını yağmalamış bir bela, kötü kişi gibi tarihe geçmiştir… Timur tarihinin objektif tetkiki gereğini evvelâ Zeki Velidi TOGAN ortaya atmıştır. Kendisi Anadolulu olmadığı, Kazan’dan geldiği için farklı bakmış. Bu yüzden Mükrimin Halil ile arası açık, birbirlerini görmek istemezlerdi. Zeki Velidi bundan çok zarar gördü, büyük bir âlimdi, verimli olamadı, daima önünü tıkadılar, hatta hapse de gönderdiler. Sonra Almanya’ya gitti. O Timur’u, hâkiki tarihi şahsiyetiyle görmek istiyordu.” (s.72-73)
Timur, Bayezid karşısına geldiği zaman, ‘Sizin ordunuz kâfir ordusu’ diyordu. Hıristiyan çok Osmanlı ordusunda, Balkan aristokrasisi orada... Bu suretle Osmanlı Balkanlar’da yüksek sınıfı timar rejimine sokarak Osmanlılaştırmış ve Müslüman olma şartı koymamış.” (s.130, 236)
Timur’la ilgili Prof.Dr.Tuncer GÜLENSOY “Barbar Türkler” adlı eserinde (Akçağ Yayınları 2.baskı, Ankara-2011) şunları belirtmektedir: “İkinci Sofya Salnamesi’ndeki 1395 yılına ait bir kayıtta şöyle deniyor: ‘…Kırılan ayağını demirle sağlamlaştıran ve bu yüzden TEMİR AKSAK olarak adlandırılan (Temir, demir; aksak, topal demektir.); Polovets dilinde verilen bu lakabı ‘tolmaç’lar (tercümanlar) ‘demir aksak’ olarak tercüme eder.” (Kononov, 2009, 28) (s.416)
Şimdi de ATSIZ’ın baskıya hazırladığı “Oruç Bey Tarihi” (28/04/1972, Tercüman 1001 Temel Eser) adlı kitaptan aktarma yapalım: “Temür Han, Afrâsiyâb gibi büyük ordu toplayıp Anadolu ülkesini almak kasdıyla çıkarak geldi… Oradan geçip Şam’a vardı. Şam’ın hisarına yürüdü. Yağma ile aldılar. Yezid’in mezarını buldurdu. ‘Ben Yezid taraflısıyım’ diye çağırttı. Bu hiyleye kanarak ne kadar Yezidli varsa inanıp geldiler. Hepsini Ümeyye Camisine koyup öldürttü. Bazısını da ateşte yaktırdı. Yezid’in kabrini açıp bulduğu kemiklerini yaktırdı ve içini askerin pisliği ile doldurdu. (s.58-59)
(Ankara Savaşı) Sonunda Temür Han her memleketi evvelki beğine verdi. Temür Han umardı ki Yıldırım Han’ın oğullarından biri gelse de memleketi ona bıraksa diye. Ama oğullarından kimse gelmedi. (s.61, 64)
Bu sırada Temür Han ve Yıldırım Han ikisi de Denizli şehrinde hamama girdiler. Bir kurnada yundular. Temür Han: ‘Hey Yıldırım Han! Sana bir sualim vardır. Doğrusunu söyle.’ dedi. Yıldırım Han: ‘Buyurun!’ dedi. Temür Han dedi ki: ‘Hüküm Allah’ındır. Kudret böyle yüz gösterdi. Eğer ben bu vartaya düşsem sen beni nice ederdin?’ Yıldırım Han: ‘Eğer sen düşsen, ben seni bir demir kafese koyardım.’ dedi. Temür Han: ‘Hey Han! Yaman söyledin.’ dedi. Buyurdu. Hemen bir demir kafes yaptırdı. Yıldırım Han’ı o kafese koydu. Bir deveye yükletti. Yıldırım Han gayet duygulu ve sert tabiatlı idi. O sert tabiat yüzünden kişinin başına çok hal gelir.” (s.62)
Yılmaz ÖZTUNA ise “Büyük Türkiye Tarihi” isimli 14 ciltlik eserinde; “…Timur’un Anadolu üzerinde bir emeli yoktu. Bütün Büyük Türk Hakanlarının hayalini okşayan Çin’in fethini arzu ediyordu ve Çin’i, Cengiz’in mirasının bir parçası sayıyordu. (c.2/s.344)
Timur, Kütahya’ya geldi ve bu şehri çok severek burada 1 ay kaldı. Burada Osmanlı hazinesi ile ileri gelen esirler Büyük Türk Hakanına takdim edildi… Esirler arasında Yıldırım’ın yeğenleri olan Karamanoğlu Sultanzade Mehmed ve Alaeddin Ali Beyler bulunuyordu. Bunlar, analarının I.Murad’ın kızı olmasına rağmen, azılı Osmanlı düşmanı idiler. Osmanoğulları ile ancak Karamanoğulları’nın uğraşabileceğini iyi bilen Timur, prenslere iyi muamele etti ve eski Karaman Beyliği’ni, sınırlarını biraz da genişleterek kendilerine verdi.
Mehmed Çelebi, babasını esaretten kurtarmak için Kütahya’ya casuslar göndermişti… Sultan Bayezid’in bulunduğu otağa doğru yer altından tünel kazarlarken… Timur’un 1.000 hassa askeri tarafından yakalandılar… Timur, padişahın muhafazası için sıkı tedbirler aldı ve gözdağı vermek için esasen azılı düşmanı olan Firuz Paşa’yı öldürttü. (Dukas, XVI, 42) (c.2/s.356)
Bayezid, uzun müddet Timur’un yanında, onun Anadolu gezisine iştirak etti. İzmir’in fethinde bulundu. Hatta… kalenin iki haftada düşürülmesi karşısında Timur’a hayretini izhar etti... Yıldırım, büyük ve teselli kabul etmez üzüntüsünün tesiriyle Akşehir’de 3 Mart 1403 günü vefat etti. Esaret hayatı 7 ay, 6 gün sürmüştü. 43 yaşında idi.
Cenaze, …muvakkaten Şeyh Seyyid Mahmud Hayranî türbesine vazedildi. Timur, ordugahında bulunan Yıldırım’ın bütün akraba ve yakınlarını kabul ederek taziyette bulundu ve her birine iltifat edip büyük meblağlar bağışladı. Esiri bulunan Musa Çelebi’yi de serbest bırakıp babasının cenazesini Bursa’ya götürüp gömmeye memur etti. Yıldırım’ın oğullarından yalnız Mustafa Çelebi’yi yanında alıkoyup Semerkand’a gitti.
Timur, Musa Çelebi’yi serbest bırakırken, ona da taç ve hilat verdi ve bu suretle Osmanoğulları’nın taht müddeilerinin sayısını çoğalttı. (c.2/s.358)
Timur’un … Bayezid’in ölümüne çok üzüldüğü muhakkaktır; hatta ağlamıştır… Padişahın gaip cenaze namazını Timur da kılmıştır. (c.2/s.359)
…28 Temmuz 1402 Ankara muharebesinden, Yıldırım’ın oğullarından Mehmed Çelebi’nin babasının mirasını tek elde toplayabildiği, kardeşi Musa Çelebi’nin ölüm tarihi olan 5 Temmuz 1413’e kadar devam eden 10 yıl, 11 ay, 8 günlük devreye ‘saltanat fasılası, kargaşalık devri’ manasına ‘Fetret Devri’ denir. (c.2/s.359)
…1402’de Osmanlı Devleti’nin taht şehri olan Bursa’ya giren Timur’un doğu Türkleri ordusu Osmanlı devlet arşivini yaktı. Onun için 1402’den önceye ait elimizde pek az resmî vesika vardır. (c.2/s.241, c.9/s.67)
…Memlûk, Altın-Ordu ve Hindistan Türk imparatorlukları olmak üzere bir çok devleti hükmü altına alan Büyük Cihangir, İngiltere Kralı IV.Henry ile Fransa Kralı VI.Charles’a mektuplar göndermiş, Niğbolu’da mağlup oldukları hükümdarı esir etmekle öğünmüştür. Ankara muharebesi, bütün Avrupa’da derin tesirler uyandırmıştır. (c.2/s.349)
Ankara muharebesi, bütün Türk tarihi çapında bir felakettir. Doğu Türklerine ne kazandırdığı tamamen meçhul olduğu gibi, Batı Türklerinin terakkisine gem vurmuştur. Rumeli fütuhatının bir kısmı elden çıkmıştır. Fakat bundan çok daha mühim olarak, Anadolu birliği, yani Selçuklu Hakanlığının sınırları, ancak 70 yıl sonra, Fatih devrinin sonlarına doğru elde edilebilmiştir… (c.2/s.350)
Türk tarihinde Türk’e istemeden zarar veren Türkler’in başında Şah İsmail gelir. Uzun Hasan, gerçi Osmanlı ile çok çekişmiş, fakat boyun eğip çekilmiş, sonunda silinip gitmiştir. Timur ise, Toktamış ve Yıldırım’a vurduğu darbeler dolayısıyle çok tenkıyd edilmiştir… Toktamış’ın ezilmesi ihtimal Ruslar’ın Doğu Avrupa’yı ellerine geçirmesini kolaylaştırmıştır ama bunu o asırda ne Timur’un ne kimsenin tahmini mümkün değildi. Yıldırım ise daha az mağrur, daha çok diplomat olup Timur fırtınasını Osmanlı’ya bulaştırmadan def edebilseydi, Türkiye’nin istikbali bugün için bile şüphesiz çok değişirdi. Zira Osmanlılar, ne yapmışlarsa 60 yıl evvel yapmış olacaklardı. Ama… Timur’u, Yıldırım adete kışkırtmıştır… Arkasını, batıyı emniyette gösterecek bir Yıldırım olsaydı, Çin’i şüphesiz fethederek ölecekti. Bu suretle Türk tarihinin kazancı çok büyük olacaktı… (c.4/s.165)
1402’de Osmanoğulları bu defa Timuroğulları’na tabi olurlar. 12 Mart 1447’de Sultan Şahruh Mirza’nın ölümüne kadar da devam eder… (c.2/s.360, c.8/s.s.13)
…Osmanoğulları, Timuroğulları’ndan hiç hoşlanmazlar, Timuroğulları ise Osmanoğulları’nı kıskanırlardı. Safeviler ile Osmanoğulları’nın karşılıklı hisleri ise çok daha ağır, tam bir düşmanlık halindeydi.” (c.8/s.109) demektedir.
“Ortak Türk Tarihi Ders Kitabı”nda; Timurlular Devleti şöyle tanımlanmaktadır: “XIV-XVI.yüzyıllarda hüküm süren bu devlet Türklerin Barlas boyuna mensup Timur (1370-1405) tarafından kurulmuştur. (s.120)
…1398-1399 seferleriyle Türk asıllı Tuğluklular Hanedanı’nın hüküm sürdüğü Hindistan Delhi Sultanlığı’nı zaptetmiştir… 1402 yılında yapılan Ankara Savaşı’nda Yıldırım Bayezit’i yenerek Osmanlı Devleti’nin yönetimini Osmanlı şehzadelerine, Yıldırım Bayezit’in dört oğluna bölüştürmüştür. (s.121)
Anadolu’dan sonra Çin seferine çıkan Timur Otrar’da hastalanarak ölmüştür. (s.121)
Timur kendi devletini Turan ve Türkistan adlarıyla ifade etmiştir. Ona sunulan Tüzükat-ı Timuri ‘Timur Tüzükleri’ eserinde şöyle bir cümle geçmektedir: ‘Biz kim Melik-i Turan, Emir-i Türkistanız. Biz kim milletlerin en eskisi ve en büyüğü (olan) Türkün baş halkasıyız.’ (s.123)
Kısaca bu kadar yazabildim. Sanıyorum, biraz bilgilendiniz!..









