Bazı okuyucular bu konulara neden girdiğimi düşünebilir. Cevabımı Ahmet Bican ERCİLASUN’un şu ifadesiyle vermek istiyorum. ERCİLASUN hoca “Efsane, destan ve menkıbe üzerine” başlıklı (04/03/2018, Yeniçağ) yazısını şöyle bitiriyor: “O hâlde kendilerinin Türk milliyetçisi olduğunu düşünenler, Türk destan ve efsanelerini bilmelidirler. Günümüz Türk milliyetçiliğinin önemli fikir adamı İskender Öksüz’ün Millet ve Milliyetçilik kitabını hâlâ okumamışlarsa acele bu kitabı da temin edip okumalıdırlar. Orada modern milliyet nazariyelerini göreceklerdir.”
Yazar Ali DOĞAN, “Altaylardan Saha Yeri’ne (Yakutistan’a): Türk Dünyasının izinde bir kültür yolculuğu” (01/09/2025, Milli Düşünce Merkezi sitesi) başlıklı makalesinde, “Bizim Türkiye Türklerinin Türeyiş destanı olarak bildiğimiz destana Altay Türkleri Aşina Çocuk destanı diyorlar. Altay Türkleri, destanda geçen Bozkurt’un çocuğu emzirdiği mağaranın Aykulak dağlarında (Rusça Aykulaksi Xrebed) olduğuna inanıyorlar. Rehberimiz Mergen Bey, Aykulak dağlarında bu mağaranın olduğu bölgenin milli park olarak düzenlenecek projenin yakında başlayacağını söyledi.” demektedir.
Dr.Yaşar KALAFAT, “Mitostrateji-1 Türkoloji Üzerine Düşünceler” adlı kitabında; “Tunceli ve yöresinin Alevi inançlı Müslüman halkı Düzgün Baba dağına yemin ederler. O yörede çok sayıda kutsal dağ vardır. Bingöl’ün Alevi inançlı Müslüman Zaza halkında da ekmeğe, kutsal dağlara yemin ve dua etmek vardır…” (s.114)
KALAFAT’ın Ali Osman ABDURREZZAK’la birlikte hazırladığı “Mitostrateji-3” isimli kitabında yer alan “Efsaneden Mitolojiye Ağrı ve Çevresinde Türk Halk İnançları” başlıklı bildirisine devam ediyorum.
“Efsanelerdeki halk inanmalarında cemadat, nebatat, hayvanat ve insanat arasındaki ihtilaflarda nihai başvuru makamı hep Allah olmaktadır. (s.77)
(YY: Cemadat cansız varlıklar, nebatat bitkiler, hayvanat hayvanlar ve insanat insanlar demektir.)
Dağlar Savaşında Ağrı Dağı: Dağların arasında yarışma olduğu, onların da insanlar gibi birtakım duygulara sahip olduğu, bu duyguların anonim şiirlere de yansıdığı tespit edilmiştir... Haksızlık yapan dağlar kargış alabilmekte ve bunlar Gargışlı Dağlar olarak bilinmektedir… Ağrı Dağı Kafdağı ilişkilerine dair anlatılan efsanelerde dağların aileleri ve aile fertleri vardır… (s.77)
(YY: Eski Türklerde dua anlamında “alkış”, beddua anlamında “kargış” kullanılmaktaydı.)
Dağ-duman ilişkisi, duman teması işlenirken, dumanın dağların nefesleri olduğu inancı ile karşılaşılabilmektedir. (s.78)
Karşılıklı kargış yapma, dağların arasında da görülebildiğine dair efsanelerde vardır. Küçük Ağrı Dağına kargış yapan anası Büyük Ağrı Dağı, ‘Allah senin başını yaz kış duman etsin.’ der. Kızı da annesine ‘Anne senin başından yaz kış kar eksik olmasın.’ der... Her ikisinin de duası kabul olur. Halk inanmalarında annenin çocuğuna yapacağı kargışın tutmayacağına, zira arada ana sütünün olduğuna, sütün kargışı keseceğine inanılır. (s.79)
Dağlar savaşını Ağrı Dağı ile Alagöz Dağı arasında da görmekteyiz. Dağlara ak yüzlü ve kara yüzlü olmak yakıştırılır. Bulutlarla kucaklaşan, bulutlardan kuşağı olan dağlar vardır. Bazı dağlar cesametleri ve bazıları da ruhları ile büyüktürler. Mağaraları ile kurda kuşa yurtluk yapan dağlar, garipleri bağışlayan, onlara yol verdiğine inanılan dağlar vardır. Öfkeden başları dumanlı olan Ağrı Dağı ve Alagöz Dağı aralarında savaşırlar. Alagöz’ün başı yarılır ve Ağrı çocuk düşürür, böylece küçük Ağrı oluşur. Ağrı Dağı ile Karnıyarık Dağı’nın efsaneleri de bunu andırmaktadır…
Cemadattan dağ, rüzgâr ve su ile insanat arasında geçen bir Ağrı efsanesi de Murat Suyu ile ilgilidir… Yedi oğul, yedi gelin ve yedi torunu haramiler tarafından öldürülen bey hanımı, son torunu Murat’ın… öldürülüşü üzerine döktüğü gözyaşları sonucu Murat Nehri oluşmuştur. Torunu Murat’ı Tendürek Dağı’na gömen anne, Allah’a ‘ya canımı al ya da beni burada bir dağ eyle’ diye yakarır. Dileği kabul gören annenin ölümünden sonra rüzgâr… torunu Murat’ın sesini getirir. …her Cuma Büyük Ağrı’dan ince bir ışık ve dağdan iniltiler gelir. Annesi Murat’ın bakımını yapıp sütünü emzirip dönermiş. Her yıl nisan mayıs aylarında Murat’ın boz bulanık akması bundandır.
Bazı yeraltı sularının yeryüzüne çıkışları ulu zatların asaları ile toprağa veya kayaya dokunmaları ile izah edilir. Bu durumu birçok efsanede görebiliyoruz. Bu tespite İsra Suresi de şahitlik etmektedir. (s.79-80)
Halk inanmalarında gözyaşlarının sel olup aktığı benzetmesi, diğer sözlü kültür verilerinde de görülür. Keza rüzgâr ve turnalarda olduğu gibi selam getirir, selam götürür… Bu tespitteki diğer farklılık ise taş kesilme motifinin yerini dağ kesilmeye bırakmış olmasıdır… (s.80-81)
Ağrı’nın Kırk Kınalı Kız Efsanesi de nebatat, cemadat, insanat bağlantılıdır. Efsaneye göre beyin hastalanan oğlu için elleri kınalı kırk kız iki elleri ile bey oğlunun şifa bulması için çiğdem toplamaları gerekmektedir. Duyuruyu ak bulutlar arasında gelip rüyada veren aksakallı kimse Hızır olup ak bulutlar içinde kaybolur. Çiğdem toplamak için yayılan kızlar fırtınadan perişan olurlar, hayatlarını kaybetmeye başlarlar ve birlikte dua ederek Allah’tan oracıkta göl olmalarını dilerler. Allah onların dileklerini kabul eder. Yöre çobanlarının saygıyla kaval çalmadan geçmedikleri bu gölde, yılın muayyen bir döneminde kırk kuğu kuşu peyda olur.
Süphan Dağı’ndaki Kırklar Tepesi’de bulunan Kırk Atlı Efsanesi’ne göre istemediği bir kimse ile evlendirilmek istenen gelinin Allah’a taş olmak için yalvarması üzerine, gelinle birlikte iki kadın ve otuz sekiz erkek taş olurlar. Burası halkın ziyaret ettiği mekanlardan birisi olur.
Ağrı’nın Kırk Adam Efsanesi’nde …beyin hanımının yetiştirdiği kırk yiğit Nemrut ile savaşır ve şehit düşerler. Burası şimdi Süphan Dağı’nda Kırk Adam Ziyareti olarak bilinir.
Ağrı’nın Ziyaret köyündeki Gıza Geze diye bilinen Ağaca Dönüşen Kız Efsanesi’nde insanat nebatat dönüşümü bakımından çok ilginçtir. Rus askerlerinden namusunu korumak zorunda kalan genç kız Allah’a yalvarır ve bunun üzerine uzun boylu, uzun saçlı görünümünde yemyeşil bir ağaca dönüşür… Ağaca ait her şey sahiplidir, sahibi ağaçtır şeklinde bir inanç vardır…
Evvelce yapılmış çalışmalarda nebatattan, mesela buğdayın taşa dönüşebildiği inancı bilinmekteydi. Bu tespitle insanın ağaca dönüşebildiği inancının varlığına şahit olunmaktadır… (s.81-82)
Kırk biçimsel sayısı çok kere kırk kızlar şeklinde de görülebilmektedir. Tokat’ta Kırk Kızlar Kapısı, Çorum’da Kırklar Tepesi ve Karakalpakistan’da Kırk Kızlar Destanı kültürümüzden kırk kodlu tespitlerdir.
Ordu Akkuş’ta Geyik Koşan Dede Efsanesinden bahsedilir. Bu dede geceleri tarlasını altın boynuzlu iki geyikle sürermiş. Son zamanlarda dedenin mezarını kazan definecilerin rüyasına girdiği ve “Beni kırklayın, yerimde yatmak istiyorum.” dediği belirtilir…
Kırklama ifadesinin gasil karşılığında kullanılması bize göre önemli bir tespittir. Ordu ili Alevi Müslüman halk da cenazenin gömülmeden evvel yapılan son banyosuna kırklama demektedir… Bu banyodan sonra İslâm’ın diğer mezheplerinde de cenazeye el sürülmez, hatta yüzü dahi açılıp bakılmaz. Zira o artık temizlenmiştir. Ona bakılması veya dokunulması manevi kirlenmeye yol açar ve tekrar kırklanması, yıkanması gerekir. (s.85-86)
Haftaya devam…









