Daha önceki yazılarımda Dr.Yaşar KALAFAT’ın “Mitostrateji” (ASAM Yayınları, İstanbul, 2020) adlı seri kitaplarından bahsetmiş ve bu kitaplardan bazı alıntıları paylaşmıştım.
Sayın KALAFAT “Türkoloji Üzerine Düşünceler” isimli ilk kitabının “Söz Başı”nda şunları belirtmektedir: “Mitoloji alanının ideolojiyi de kapsadığını, bu alanın çalışanları olarak Bahaeddin ÖGEL’in Türk mitolojisi ile ilgili araştırma ve yayınlarından öğrenmişizdir. Mitoloji boyutu olmayan tarih ve halk bilimi çalışmaları büyük ölçüde mesnetsiz ve köksüz olmaya mahkûmdurlar. Mitoloji, kültürel kimliğe tarihi derinlik ve halk bilimi de mahiyet içeren muhteva kazandırıp kimlik vermektedir. Bu özellikleri ile mitoloji, ideoloji ve mefkûreden bağımsız değildir… (s.9)
…Bu noktada Anadolu Türk halk inançlarından hareketle Türklüğün kültürle göç ettiği ve bu kültürün mitolojik veriler de içerdiği gerçeğinin izahı önem kazanmaktadır…” (s.11)
“Tuz-ekmek hakkı’ Türk halk inançlarında önemli bir yer tutar. (s.113)” diyen KALAFAT, aynı kitapta konumuzla ilgili de şunları belirtilmektedir: “Tabular, kutsal veya dokunulmaz olarak ifade edilen güçlü, bağlayıcılığı olan yasaklardır…
Tuz ve ekmeğin Türk kültür coğrafyası halk inançları kültüründe özel bir yeri vardır.
…Halk inançları içerisinde tuz, etrafında inanç birikimi oluşmuş, kült oluşturmuş nesnelerdendir.
Cezadan korkulduğu için kendisine karşı saygılı davranmak tuz için de geçerlidir. Anadolu ve Kıbrıs Türk kültür coğrafyasında yere tuz döken kimsenin ahiret günü o tuzları yerden kirpikleri ile toplamak zorunda olduğuna inanılır. (s.99)
…Tuz insanı çarpar mı, çarpar; zira tuz üzerine ‘bu tuz gözümü kör etsin ki’ veya ‘gözümü tutsun ki’ denilerek ant içilir. Yeminlerde ‘tuz hakkı için’ denir. Tuz hakkı, ekmek hakkı ile söylenir... Kargış (beddua) türü olarak ‘duz çörek gözünden gelsin.’, ant türü olarak ‘duz çörek hakkı’, ayrıca ‘duz çörek unutmak.’ nankörlük etmek anlamlarına gelirler. Kültür coğrafyamızın bu kesiminde ‘duza gelmek.’ şeklinde bilinen bir deyim vardır: Bir kimsenin başarısına dair yapılmış abartılı sözleri esas alıp fazla hevesli davranmak.
Nahcivan Türk kültür coğrafyasında ‘ömrün tuz dağına dönsün.’ denilmekle dua edilmiş, uzun ömür dilenilmiş olunur. Tuzuna kurt düşmüş kimse artık iflah olmayacak kimsedir. Uslanmayacağına inanılan kimseler için ‘senin tuzuna kurt düşmüş.’ denir. Bu yörede yere ince tuz dökülünce üzerine bir adet küp şeker konur. Böylece yere dökülen tuzun haneye acılık getirmesi önlenmiş olacağına inanılır.
Türk kültürlü halklarda tuza saygısızlık Allah’ın verdiği nimetini tepmek anlamında günahtır. Tapmak; tapınmak, yönelmek, yükünmek anlamında değildir... Allah’ın verdiği her şeyde kutsiyet vardır; ancak farklı nispetlerde, farklı anlamlarda ve farklı dönemlerde. (s.100)
Tuzun etrafında oluşan inanç yumağı, onun besleyici özelliğinden ziyade, koruyucu ve kurtarıcı oluşu ile de ilgilidir. Tuzlayarak korursunuz ve tuzlayarak kurtulursunuz. Bebeğe tuz banyosu yaptırılır, böylece korunur. Türk kültürlü halklarda ‘tuz göyneği/ gömleği’, ‘tuz banyosu’, ‘tuz beleği’, ‘duza davet’ gibi inanç içerikli uygulamalar vardır. Tuz banyosunun Anadolu’daki diğer adı ‘tuz hamamı’dır. Bebek 20 günlük olunca yapılan bu banyoya ‘tuzdan çıkarma’ denir. Diğer taraftan doğunca tuzlanan ve 48 saat sonra yapılan yıkamaya da ‘çocuk hamamı’ denir.
Orta Anadolu’da çocuğu nazardan korumak ve nazarlı çocuğu kurtarmak için ateşin üzerine tuz atarlar. Tuz çatırdamaya başlayınca çocuğu ateşin üzerinde çevirirler. Böylece çocuğun üzerindeki nazarların döküleceğine inanılır. Tuz-nazar bağlantılı bu bulguda, tuz görünmeyenlere karşı koruyucu durumunda iken bu gücünü nereden almaktadır?
Tuz-nazar bağlantılı inançlarda tuzun uygulamalardaki etkinliği daha ziyade tütsülerde gözlenir. Anadolu’nun birçok yöresinde olduğu gibi Karakalpakistan’da üzerlikle birlikte tuz da şifa tütsüsünde yer alır.
Tuz-doğum bağlantı inançlar bebek dünyaya gelmeden cinsiyetinin belirlenmesinde de dikkati çeker. Daha ileri dönemde de ‘tuzlu glik’ yenilerek evlenilecek kimse tahmin edilmeğe çalışılır.
Ocaklı-tuz bağlantısında od/ateşin yeri olan ocak manevî güçlü anlamında Ocaklı’ya bırakmıştır. Ocaklı tuza okur. Allah rızası için ve Allah’ın adıyla okunulmuş o tuzu 3 defa besmele çekerek 3 defa tadan kimseyi bir yıl boyunca yılan ve akrep türü haşerenin sokmayacağı inancı vardır… (s.101-102)
(YY: Özellikle son zamanlarda kullandığımız bir deyim daha var: “Tuzun kokması.” Daha çok yalanın, dolanın; hırsızlığın, yolsuzluğun yoğun olduğu ve düzeltilmesinden umudun kesildiği zamanlar da kullanılır.
Tuz kadar ekmek de Türk kültürlü halkların halk inançlarında azizdir.
Ekmeğin bereket, rızık, geleceği tahmin, ant, saçı, korunma, sağaltma gibi alanlarda inanç içerikli yeri vardır. Bu arada Karay Türklerinin ekmekle ilgili inançları özel bir yer tutarlar.
Türk kültürlü halklarda ve bilhassa Anadolu’da ‘ekmek’, ‘ekmek yemek’ genel anlamda yemek, yemek yemek anlamında kullanılır. Sabah ekmeğini yemiş olmak kahvaltı yapmış olma anlamına gelir.
Türkistan’da balanın beşiğine salınmasında baladan evvel beşiğe ekmek konulur. Bala beşiğe konulacakken bu ekmek alınır ve bir köpeğe verilir. Böylece hayvanın karnı doyurulmuş olur. Bu bir sadaka, yani saçıdır…
…ilk dışı için çocuğa hedik yapılır. Komşuları, ikramı yapılan hedik tabağını boş göndermezler… (s.102-103)
Ağrı çevresinde, evlenme çağına giren kızlar, Hıdırellez’de gillik/tuzlu ekmek yapıp görebilecekleri bir bacanın üstüne bir parçasını bırakırlar. Bir karga tarafından ekmeğin alınmasını bekleyen kızlar, karganın gidiş istikametine göre evlenecekleri kişinin belli olacağına inanırlar. Kız, hazırladığı tuzlu ekmeğin bir parçasını kendisi yiyip, su içmeden ve kimseyle konuşmadan yatarsa rüyasında evleneceği erkeği göreceğine inanır… (s.106-107)
Karay Türklerinde orak toyu uygulaması vardır. Karay inançlı halkın hepsinin katıldığı bereket içerikli bu toy sonbaharda yapılır. Toplanılan başaklardan daha ziyade buğday başaklarından bir demet ve ekin çelengi yapılır. Bu çelenk kenasaya (ibadethane) getirilir ve orada duvara asılır. Ekin çelengi mabedin duvarında bir yıl asılı kalır. Her yıl bu uygulama mahsulün bol ve bereketli olması amacıyla yapılır. Yapılan toyda ekmekler ve yemekler pişirilir ve toplu halde yenilir. Türk kültürlü halklarda ekmek- bereket- inanç ilişkisi, ekmeğin başaklık döneminden başlamaktadır.
…Anadolu halk Türkçesinde ekmek kırmak, aynı ekmeği paylaşmak anlamında da kullanılır. Tuz-ekmek hakkı gibi bir anlam ifade eder.
Sofra etrafında Türk kültürlü halklar arasında geniş bir kültür ortamı oluşmuştur. Sofra bezi, sofra tahtası, sofra takımı, sofrası açık olmak, sofrayı küstürmek ekmek merkezli inançlardır. ‘Oğul babadan öğrenir sofra açmayı, kız anadan öğrenir nakış yapmayı’ denir. Çeşitli sofra duaları da bu bütünün bir parçasıdırlar. (s.108-109)
Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine giden konuklar tuz ve ekmekle karşılanır. Bu tören özellikle hava limanlarında yapılır. Ekmekten bir parça koparılarak tuza banıp yenilmesidir.
Haftaya devam…









