Dr.Yaşar KALAFAT’ın “Mitostrateji-1 Türkoloji Üzerine Düşünceler” isimli kitabından alıntılarla geçen haftaki yazıma devam ediyorum.
“Anadolu Türk kültür coğrafyasında köstek kesme olarak da bilinen toyda, ayağını basmada veya adım atmada zorluk çeken çocuklar için özel bir ekmek türü olan köstek ketesi yapılır. Bu kete veya simidin yörelere göre değişen isimleri vardır… Antakya’da yürümesi gecikmiş çocuklar, bir kulaklı leğenin içine alınarak kapı kapı dolaştırılıp hep bir ağızdan; ‘Ayaksızım ayak ver/ İki kıçına dayak ver/ Allah’tan ayak/ Demirden dayak.’ derler. Bu uygulamada sevindirilen çocuklara ekmek saçısı yapılmıştır.
Türk kültür coğrafyasının Özbekistan gibi bölgelerinde çocuk adım atmaya başlayınca, çocuğun ayaklarını ip bağlarlar. Çocuk yürüyünce özel yapılmış ekmek, ayaklarının arasından geçirilir. Diğer çocuklar o ekmeği kaçırıp birlikte yerler. Böylece büyükler ve çocuklar mutlu olurlar, şenlik, şamata başlar: ‘Bana ilk kadem koydun/ Canım, küçük balacan/ Yolların aydın olsun/ Her zaman nurlu olsun.” gibi parçalar okunur. Bu uygulama da bir köstek kesme türüdür.
Anadili Kürtçe olan Heloyi Türk aşiretinde ayağı basmayan çocuk kalbura konur, bu hali ile 7 ev gezdirilip yumurta toplanır. Bu esnada “baş gelip ayak istir.” denir. Bu yumurtalar çocuğa yedirilir. Bu uygulamada ekmek saçısı yerini yumurtaya bırakmıştır.
Anadolu’da yürümeyle ilgili olan ‘köstek kesme’ gibi ilk tırnak kesilmesiyle ilgili de ‘köstek kırma’ tatbikatı vardır. Zara’da bebeğin tırnağı ilk kesileceği zaman, bebek evin dışında bir alana çıkarılır. Kucağına, içerisinde leblebi, fındık, fıstık, şekerler, keteler, pastalar, çörekler olan bir sepet konur. Orada toplanan gençler, verilen işaret üzerine koşuşurlar, çocuğu kucağına alan ilk genç, çocuğun tırnağını keser ve hediye alır, diğerleri de çerezden yerler.
Özbekistan’da (Buhara ve Semerkant) bebeğin tırnağı kesilmeden çocuğun eline ekmek yapılacak una batırılır ise bebeğin rızıklı olacağına inanılır. Bebeğin dişi çıktığı zaman ‘dişi çıktı.’ denilmez. ‘Birinci çıktı’ denir. Bu esnada aileden çocuğu kucağına alan ‘goşt (et) getirin dişlesin, nan (ekmek) getirin yesin.’ diye kafiyeli tekerlemeler yapar, türküler söyler.
Anadolu’da bebeğin tırnağı kesilmeden çocuğun eli babasının cebine sokulur ve oradan para alması sağlanır. Böylece çocuk büyüdüğü zaman elinin bereketli olacağına… Babanın cebinde olduğuna inanılan bereketin bu uygulama ile çocuğa geçeceğine inanılır. (s.103-104)
Özbekistan’ın birçok yerinde çocuğun yastığının altına yaşlı kimseler tarafından ekmek ile birlikte ayna ve bıçak konulur. İnanca göre bıçak konulması ile çocuğun çakı gibi keskin bir koyuncu olacağına, konulan bıçağın ömür boyu çocuğu koruyacağına, koyun soyması/kesmesi için bu bıçağın sürekli onun belinde olacağına, aynanın ona güzellik ve baht açıklığı sağlayacağına, ekmeğin ise onun ömür boyu rızıklı olmasına işaret ettiğine inanılır. Bu bulgudaki ekmek, geleceği teminat içeriklidir.
Bu kapsama girebilecek bir uygulamada da Doğu Anadolu’da bazı yörelerde yapılır. Tırnağı ilk defa kesilen çocuğun eli ekmeğe dokundurulur veya una batırılır. Amaç çocuk büyüyünce helal kazanıp helalinden yemesidir.
Bereket-çocuk bağlantılı bir inanca göre hamur yoğrulurken çocuklar hamura ellerini sürmemelidirler. Sürerlerse hamurun bereketinin kaçacağına inanılır…
Anadolu Türk kültür coğrafyasının orta ve doğu kesimlerinde hamur yapılırken yumuşak hamur parçası tandıra atılır. Hamur tandırda şişerse hamile hanımın oğlu olacağına, şişmezse kızı olacağına hükmedilir… (s.104-105)
Gagavuzlarda da gelin baba evinden çıkınca başına ekmek kırılır. Bu ekmeğin parçalarından oradaki herkese verilir… (s.109)
Sadaka verilirken ‘Başın gözün sadakası olsun.’ denir. Ancak daha ziyade verilecek sadaka para ve bilhassa ekmek ise ilgilinin başında tavaf ettirircesine dolandırılır.
Balkan Türk kültür coğrafyasında da nazar değdiğine inanılan çocuğun tedavisi için çörek otu ve tuz birlikte ateşe atılarak tütsü yapılır. Çörek otu ateşte sıçrarken nazarın çıktığına inanılır.
Halaç Türklerinde evin bereketi için ufak bez torbalara üzerlik ve çörek otu konularak saklanılır… Yozgat’ın Halaçlı Türkmenlerinde gelinin annesi kızı evden çıkarken ona tuz ve çörek otu verir.
…Alikan aşiretinde… Kız istenilmeye gelindiğinde herkes ocağın etrafında toplanır ve ocak bütün gece yanar halde tutulur. İkramlar ocağın etrafında yapılır.
Doğu Anadolu’nun orta bölgelerinde, gelin attan inip eve girerken, gelinin eline bir şişe verilir, gelin, bunu eşiğe hızla vurup kırar, sonra ona bir yumak hamur verilir, gelin bunu da kapının başucuna yapıştırır…
Bayır-Bucak Türkmenlerinde de keza gelin evin eşiğinden girmeden evvel kapının söbesine atabe diye bilinen bir hamur yapıştırırsa, gelinin o eve bereket getireceğine inanılır.
Türkiye’de ve Türkistan’da olduğu gibi, Balkan ve Ortadoğu Türklüğünde de gelinin başına saçı yapılır. Çeşitli kuru meyveler, şekerler ve bozuk para serpilir… Gelin saçısında atılamayacağı için ekmek bulunmaz ama buğday serpilir.
İnanç uygulamalarındaki karanlık ve ışık olma halleri gün/güneş kültü ile bağlantılı olmalı. Beydili/Bekdik Türkmenlerinde gece vakti evin eşiğinden dışarı ateş, tencere, kazan, acı, ekşi, turşu ve bu arada hamur da verilmez. Verilmesi halinde veren evden cenaze çıkacağına inanılır… (s.110-111)
Bayır-Bucak Türkmenlerinde ‘tandıra gelen’ inancı vardır. Tandırda ekmek pişirilirken… gelene mutlaka pişirilen ekmekten ikram edilir. Aksi halde gelenin nefsinin pişirilen ekmekte kalacağına inanılır… Kars’ta ‘gözü içinde kalır.’ denir. Ayrıca küçük çocukların, aç olanların ve hamile kadınların nefsinin daha fazla olduğu düşünülür. Küçük çocuklara, imrendikleri şeyi yemeye özendirmek için ‘ye yoksa çükün düşer.’ denir. Türk halk inançlarına göre tamah kişinin gözünü kapatır.
Balıkesir’deki ‘gelin ekmeği’ inanç ve uygulaması Doğu Anadolu’nun bazı bölgelerinde de vardır. Dolaşma ekmek ile yapılır ve bu ekmeğe gelin ekmeği denir. (s.112)
Anadolu’da kutsiyet atfedilen kurban eti, aşure, kandil simidi hazırlanırken, Fatiha okuyan aileler vardır. Iğdır’da semeni ve aşure hazırlanırken, Bayburt, Ağrı ve Muş'ta kurban eti kavrulurken Fatiha okunur, semeni mevsiminde ve usulünce buğday göğertilir. (s.113)
…ekmek üzerine yemin etmek Türk kültür coğrafyasının diğer kesimlerinde olduğu gibi …Muş, Van, Bitlis, Ağrı, Iğdır, Kars ve Ardahan’da da vardır. (s.115)
Ekmek Türk kültürlü halklarda sadece sıradan bir yiyecek değil aynı zamanda kutsalla da ilişkilidir. Ekmeğin bu özelliğini onun buğday ve un gibi dönemlerinde ve simit, kete gibi çeşitli isimlendirilmelerinde de görebilmekteyiz. Ona bu özelliği veren onun tarihi arka planı bulunmaktadır. Ekmeğe yüklenilen bu kutsiyet, oklava, merdane, elek, sofra bezi gibi onunla ilgili etnografik nesnelere de az çok yüklenilmiştir…” (s.122)
Haftaya devam…









