Dr.Yaşar KALAFAT’ın “Mitostrateji-1 Türkoloji Üzerine Düşünceler” isimli kitabından alıntılarla yazıma devam ediyorum.
“Un eleği ve ekmek kırıntılarının dökülüp çiğnenmesini önlemekte kullanılan sofra bezinin yanı sıra muhakkak süpürge de konulur. Bunlardan ilk ikisinin ekmeği temsil ederek Türk kültürlü halklarda bereketi simgeledikleri bilinmektedir...
…Ekmek kırıntısının yere dökülmesi istenilmez ve sofra bezi bunu sağlayan bezdir. Sofra bezi gece eşikten dışarı silkelenmez, cinler rahatsız olur ve bereket gidebilir… (s.109)
Muş’ta, evlenme çağı geçen kız kısmetinin bağlı olduğuna inanır. Eğer bu kız arka arkaya üç çarşamba, bir oklava alıp oklavayı ata biner gibi iki bacağı arasına alarak minareye çıkar ve orada şerefeden, üç kere ‘Kırnavınız ve âdetiniz batsın, it babalılar.’ diye devir yaparsa o kızın kısmeti hemen açılır ve istemeye gelirler diye inanılır. Bu pratikte genç kızların oklavaya at gibi binmeleri kam/ şamanların ayin sırasında kullandıkları sembolik tahta ata benzemektedir. Her iki harekette de göğe doğru bir çıkış olması da dikkati çekicidir. (s.109)
Doğu ve Orta Anadolu’da Al Karısı’na uğrayan kadının vücudu ağırlaşır, sıtmalı gibi titrer, ne yaptığını bilmez, sürekli çocuğu kan içinde imişçesine görür. Tedavisi için ocaktan getirilmiş çaput, kül, köz ve tuz hasta kadının banyo suyuna katılır. Tuz hastanın ekmeğine ve çaput da yastığının altına koyulur. Ayrıca ocaklının muska yazdığı da olur. Al Ocağı’na doğumun kolay geçmesi için de gidilir ve ocaktan aynı şeyler alınır. Alınan çaput lohusanın yastığının altına dikilir. Sancısı ağır olur ise tuz yalatılır. Tuz ve ekmek ise doğacak bebeğin kundağına konur. (s.110)
Kars çevresinde ölü evinde yapılan ikramın adı can aşı, ölü yemeğidir. …ölünün üçüncü, yedinci ve elli ikinci günlerinde tekrarlanır. Üçüncü günde mezara hizmet edenlere verilen yemeğe ‘kazma ekmeği’ denir. Ölü gömüldükten sonra mezara su dökülür. Bu uygulamalar Anadolu ve …diğer Türk kültürlü halklar arasında da yaşamaktadır. Türkmenistan’da da ölünün 3, 7, 40 ve 52’si yapılır. Kur’an okutulur, bol sadaka verilir ise hayırları işleyenin rüyasına ölünün iyi gireceğine inanılır. Türkmenlerde kel bir kimsenin bol sadaka vermesi halinde öteki dünyada bu sadakaların saç olarak karşısına çıkacağına inanılır. (s.112)
Gagavuz Türklerinde ölünün 9 ve 40.gününde cemaate bir tabak koliva ve kolaç diye bilinen bir ekmek verilir.
…Buryatların inancına göre ölen insanların ruhları dağlara gider ve dağlarda saklanırlarmış. Bu dağlara her türlü yemek ve ekmek saçısı yapılır. (s.114)
Ölen kimsenin ruhunun ilk 40 gün evini, odasını her akşam ziyaret ettiğine inanılır. Daha sonra bu ziyaretler cuma gecelerinde olur. Bu itibarla ölünün odası 40 gün aydınlatılır, odasında tütsü yapılır… (s.115)
Mezarlıklarda, mezar başlarında yemek yeme işlemi eski bir Türk âdetidir…
Güney Azerbaycan Türklerinde yılın son çarşambasında eğirdek pişirilir. Eğirdek yağda kızartılmış ufak ekmek demektir. Un helvası yapılarak koku çıkarılır. Yufka ile doşap/hoşap diye bilinen üzüm pekmezi karıştırılıp top halinde köfte yapılır. Buna müçe denir. Müçeler halka hayır işlemiş olma adına ikram edilirler. Gün batan zamanı/günün batış zamanında ağsakal/ak sakallılar ve ağ pürçek/ak pürçekliler (ak saçlılar), yiyeceklerle donatılmış tepsileri ile mezersenliğe/ mezarlığa giderler. Burada tepsidekiler karıştırılır… paylaşılır. Bu karıştırıp birlikte yemek, birlik ruhu amaçlıdır. Bu uygulama insan insana yapılan bir nevi saçıdır.
…Halk inançlarında bilhassa kırk döneminde hayvan ve insan yavrularının kırklarının karışabileceği ve bu halin hastalıklara yol açabileceği inancı vardır. Bu hali önlemek ve bu halden kurtulmak için çeşitli uygulamaların yapıldığını biliyoruz. (s.117-118)
Karay Türklerinde eskiden belirli sıyıtcılar/ağıtçılar vardı. Bunlar ağıtlarını taputlama sırasında söylerler, cenazeden sonra yaslı evin halkı 7 gün evden dışarı çıkmazdı. Bu aile 7 gün boyunca yemek ve ekmek pişirmez, …ihtiyaçları komşularınca karşılanırdı. Yas döneminde ölümün birinci gününde sıyıt ve ilahiler okunur, et yenilmez. Balık, peynir, yumurta yenilebilir. Ölümün 7’si, 30’u ve senesi yapılır. Sonra her ölüm yıldönümünde ölünün yakınları bir gün oruç tutarlar. Ölümün yedinci gününde kadın cenazesini kadınlar ve erkek cenazesini de erkekler dışarı çıkarırlar. Dışarı çıkanların sandalyeleri ters çevrilir. Bu sandalyelerin üzerine tuz, ekmek ve taş konur. Ölünün definden evvel yattığı yere de taş konur. Burada bu ekmek ve tuz yakılır. (s.119)
Suya, tuza ve çörek otuna okumak Anadolu İslam Türk halkının inancında da vardır…
Hamse Türklerinde ‘Helallik almak.’ merasiminin ertesi günü ‘salahlaşmak toplantısı’ yapılır… Bu toplantıda yas merasiminde nelerin yapılacağına karar verilir…
Karay Türklerinde başsağlığına, taziyeye giden şahıs mendilini taputun üzerine koyup kaldırır. Sonra evine dönünce ellerini ve mendili yıkar. …bu uygulama ruh koku bağlantılı olmalıdır… (s.120)
(Hamse Türklerinde) …Yasa uzaktan gelenler evlere bölüştürülürler, buna ‘cövge’ denir… Taziyeye gelen misafirler yas evinin ağsakalına/ aksakalına ‘yas parası’ verirler. O da bu parayı ev sahibine verir. 40’ın çıkmasına birkaç gün kala akraba ve komşular yas evine renkli kumaşlar getirirler. Buna ‘kara açmak’ denir. Böylece yaslılar yastan çıkarılmış olurlar. Renkli kumaşlar ‘kara’ olmayan kumaşlardır. Kara açma, karaları atıp alları giyme Türk kültürlü halkların renk kültürünün inanç köklerini göstermesi bakımından önemli bir bulgudur.
Anadolu’da yastan çıkarma, kadınların yakınları tarafından ‘yas hamamı’na götürülmeleri ve erkeklerin de ‘yas tıraşı’ yaptırılmaları şeklinde olur. Anadolu’da yas rengi karadır. Kara açmak’la ölümü temsil eden karalar çıkarılıp onlara hayatı, canlılığı simgeleyen normal elbiseler giydirilmiş olunur… Gelen ilk bayram ‘kara bayram’ olarak bilinir. Yas için son arama yas bayramında yapılır.
Karakeçili Türkmenlerinde helva, bayram akşamları ve ölümün 7’sinde yapılır. Helva ‘acıyı dağıtmak’ için verilir. Ancak ölümün olduğu gün helva verilmez. O gün sadece ekmek verilir. …ölünün en yeni ayakkabısı muhakkak işlek bir yolun ağzına konur… (s.121-122)
…Türk kültürlü halkların dillerinde isminin ekmek veya nan olmasına bakmaksızın, bu nimetin sözlü kültürde verdiği mesaj değişmemektedir. …inanç bakımından aynıdır, değişen ana dili farklılığıdır. Ekmeğin Türk kültürlü halkların arasındaki bu özelliği ana dil farklılaşmasında olduğu gibi din farklılığına rağmen ortak payda olma özelliğini koruduğunu görebiliyoruz. İsevî Türklerle Muhammedî Türkler arasındaki ekmek merkezli bu halk inancı ortaklığı… Musevî inançlı Türklerde de bu cümleden olarak Karay Türklerinde de görülebilmektedir. (s.122-123)
Haftaya devam…









